İslâm’da Orta Yol ve İtidal Anlayışı
Selâmün aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû,
Yüce dinimiz İslâm, insan fıtratına uygun bir dindir. Peygamber Efendimiz ﷺ, hem sözleriyle hem de yaşayışıyla ibadetlerde aşırılığı değil, dengeyi ve sürekliliği esas almıştır. O, kendi sünnetinin orta yol olduğunu bildirmiş ve bu yoldan ayrılanların kendisinden uzaklaşmış olacaklarını açıkça ifade etmiştir.
Ashâb-ı kirâm da Peygamberimizin bu ölçülü anlayışını benimsemiş, aşırı zühd ve kendini zorlamayı hoş karşılamamıştır. Bunun en güzel örneklerinden biri, Selmân-ı Fârisî (r.a.) ile Ebû’d-Derdâ (r.a.) arasında geçen hadisedir.
Selman (r.a.) ile Ebû’d-Derdâ (r.a.) Hadisesi
Peygamber Efendimiz ﷺ, Selmân ile Ebû’d-Derdâ’yı kardeş yapmıştı. Selmân, bir gün kardeşini ziyarete gittiğinde Ebû’d-Derdâ’nın eşini eski elbiseler içinde gördü. Bunun sebebini sorduğunda kadın:
“Kardeşin Ebû’d-Derdâ’nın dünya ile bir işi yoktur.”
cevabını verdi.
Daha sonra Ebû’d-Derdâ geldi. Selmân için yemek hazırladı fakat kendisinin oruçlu olduğunu söyledi. Selmân ise:
“Sen yemezsen ben de yemem.”
diyerek onun orucunu bozmasını sağladı.
Gece olunca Ebû’d-Derdâ ibadet etmek için kalkmak istediğinde Selmân ona dinlenmesini söyledi. Gecenin sonunda ise birlikte kalkıp namaz kıldılar. Ardından Selmân ona şu hikmetli sözleri söyledi:
“Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır.
Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır.
Ailenin senin üzerinde hakkı vardır.
Öyleyse her hak sahibine hakkını ver.”
Ebû’d-Derdâ bu durumu Peygamberimize ﷺ anlattığında, Efendimiz:
“Selmân doğru söylemiştir.”
buyurarak bu denge anlayışını tasdik etti.
Abdullah b. Amr (r.a.) Hadisi
Bir başka örnekte Abdullah b. Amr b. Âs (r.a.), bütün yıl oruç tuttuğunu ve her gece Kur’ân okuduğunu söyleyince, Peygamber Efendimiz ﷺ onu uyararak şöyle buyurdu:
“Eşinin senin üzerinde hakkı vardır,
misafirlerinin senin üzerinde hakkı vardır,
bedeninin senin üzerinde hakkı vardır.”
Ve ona Hz. Dâvûd’un orucunu tavsiye etti:
“Bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı.”
Kur’ân tilaveti için de ölçü koyarak:
“Her hafta bir hatim yap, fakat daha ileri gitme.”
buyurdu.
Abdullah b. Amr (r.a.) ilerleyen yaşlarında bu konudaki pişmanlığını dile getirerek:
“Keşke Peygamberimizin gösterdiği kolaylığı kabul etseydim.”
demiştir.
Süreklilik ve Kolaylık Esastır
Peygamber Efendimiz ﷺ, ibadetin insanı yormasını ve bıktırmasını istememiştir. Hz. Âişe (r.a.)’nin anlattığı bir hadiste şöyle buyurur:
“Gücünüzün yettiğini yapın.
Allah’a yemin ederim ki, siz usanmadıkça Allah usanmaz.
Allah’ın en sevdiği ibadet, az da olsa devamlı olanıdır.”
Bu hadisler bize şunu öğretmektedir:
-
İbadetlerde aşırılık makbul değildir
-
Süreklilik, çokluktan daha değerlidir
-
İbadet, hayatın diğer sorumluluklarını ihmal ettirmemelidir
-
İslâm, insanı yoran değil; yaşatan bir dindir
Sonuç
İslâm dini, denge dinidir. İbadetle dünya, ruhla beden, bireyle toplum arasında denge kurmayı hedefler. Aşırılıklardan uzak, ölçülü, huzurlu ve sürdürülebilir bir kulluk anlayışını teşvik eder. Peygamber Efendimiz ﷺ bizlere, hem Allah’a hakkıyla kulluk etmeyi hem de ailemize, bedenimize ve topluma karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeyi öğretmiştir.
Rabbim bizleri Peygamber Efendimizin sünnetine ittiba eden, ifrat ve tefritten uzak, dengeli kullarından eylesin.
Amellerimizi makbul, niyetlerimizi hâlis eylesin.
Kalplerimize huzur, hayatımıza bereket nasip etsin.
🤲 Âmin.
Selâm ve muhabbetle…