Selamun aleyküm
Afrika atasözünü bilirsiniz…
Her sabah bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan hızlı koşmak zorundadır.
Her sabah bir aslan uyanır. En yavaş ceylandan hızlı olmak zorundadır.
Ve derler ki: Güneş doğduğunda koşuyor olmalısın…
Ama biz nereye koşuyoruz?
Bizim koşumuz bir avın ya da bir açlığın koşusu değil.
Bizim koşumuz, kalbimizi kurtarma koşusu.
Bizim yarışımız, bir başkasını geçmek için değil; dünkü hâlimizi geçmek için.
Sabah ezanı okunurken uyanan bir mümin için gün, telaşla değil; secdeyle başlar.
Çünkü bilir ki yarın sabaha uyanacağının garantisi yoktur.
Uyanabildiği her sabah, Rabbinden yeni bir fırsattır.
Yeni bir tövbe, yeni bir başlangıç, yeni bir arınma…
Mesele hızlı olmak değil.
Mesele niçin koştuğunu bilmektir.
Akşam başımızı yastığa koyduğumuzda kendi içimizde bir muhasebe yaparız.
Bugün bir kalp kırdım mı?
Bir kul hakkına girdim mi?
Dilimi yalandan, gönlümü kibirden koruyabildim mi?
Haramdan uzak durabildim mi?
İşte asıl yarış budur.
Kimseye görünmeden Allah’a yakınlaşma yarışı…
Resûlullah ﷺ bizlere ne müjde veriyor:
Allah Teâlâ buyuruyor ki:“Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir zira yaklaşırım.
O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim.” (Sahih Buhari; Sahih Muslim)
Ne merhametli bir Rabbe sahibiz…
Bizim koşmamızı bile istemiyor aslında.
Bir adım istiyor.
Samimi bir adım…
Din zorluk değildir. Rabbimiz Kur’an’da bildiriyor:
“Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez.”(Kur’an-ı Kerim)
Peygamber Efendimiz (sav) de orta yolu gösteriyor bizlere.
Ne kendini yıpratan bir aşırılık, ne de gaflete sürükleyen bir gevşeklik…
Bir sahabi yorulunca ipe tutunarak namaz kılmak istemişti; Efendimiz o ipin çözülmesini emretmişti.
Çünkü Allah için yapılan ibadet, sevgiyle olmalıydı; zorlanarak değil.
Üç sahabinin kendilerini aşırı ibadete adamak istemelerine karşı da şöyle buyurmuştu:
“Ben bazen oruç tutarım, bazen tutmam.
Gecenin bir kısmında ibadet eder, bir kısmında uyurum.
Evlenirim de.
Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”
İşte denge… İşte kulluk…
Biz Afrika’da değiliz. Aslanla ceylanın dünyasında da değiliz.
Biz insanız. Düşünebilen, tercih edebilen, irade sahibi varlıklarız.
Evlerimizde nice nimetler var; ama kalplerimizdeki heyecan eksikse o nimetlerin ne kıymeti var?
Belki de mesele uyanmak değil…
Uyanık kalmak.
Günahlara karşı uyanık.
Nefsimizin oyunlarına karşı uyanık.
Kalbimizin kararmasına karşı uyanık…
Dün geçti. Yarın belirsiz.
Elimizde olan tek şey bugün.
Bugün Allah’ın rızasına bir adım daha yaklaşabilir miyim?
Bugün ahlakımı biraz daha güzelleştirebilir miyim?
Bugün ibadetimi biraz daha bilinçli yapabilir miyim?
Koşmak zorunda değiliz.
Ama yönümüz belli olmalı.
Çünkü asıl başarı bir numara olmak değil; Allah katında makbul kul olabilmek.
Asıl kazanç dünyayı kazanmak değil; ahireti kaybetmemek.
Rabbim bizleri, dünden daha şuurlu; dünden daha samimi; dünden daha yakın kullarından eylesin.
Selam ve dua ile…