Herkese merhabalarr:)
Bazen bir televizyon programında, bazen bir dizide, gördüğümüz hikâyeler biz farkında olmadan
hayatımızdaki duygusal dengeleri etkiliyor.
Birinin ağladığı, üzgün olduğu bir anda karşısında yemeye devam eden birini izlemek artık garip gelmiyor.
Hatta, bunun üzerine düşünmeden geçiyoruz.
Peki, neden?
Televizyon ve diğer medya araçları, yıllardır karşımıza insanlıkla çelişen sahneler koyuyor.
Karşısında üzüntü içinde çözülen birine empati göstermek yerine, onun gözlerine bakarak yemek yemeye devam eden bir insan…
Bu tür anlar belki kurgu için yaratılmış olabilir, ancak bu sahnelerle tekrar tekrar karşılaşmak, izleyiciyi zamanla bu davranışa alıştırıyor.
Normalde “pes artık” diyebileceğimiz durumlar, giderek sıradanlaşıyor.
MasterChef’in ekranlara taşıdığı bu hikâyeler, sadece yemek yapmayı değil, aynı zamanda hayatta
karşılaştığımız durumlara nasıl tepki verdiğimizi de anlamamıza yardımcı oluyor.
Stresin, ve aceleciliğin insanı nasıl köşeye sıkıştırabileceğini; sakinliğin, empati ve sevginin
ise her zaman daha güçlü bir iz bıraktığını gösteriyor.
Bir yarışmacının stresten tüm kontrolünü kaybedip gözyaşlarına boğulduğu anlarda,ordaki Şef’in
kaşığını yemeğe doğru uzatışı tam bir ironi anı yaratıyor.
Belki de şeflik anlayışı, yemeklerin duygu durumundan bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Ancak bu durum, izleyicinin aklına ister istemez şu soruyu getiriyor:
Duygular bir yanda ağlarken, damağın keyfi öte yanda ne kadar gerçekçi?
Tam da bu sahnenin yanında baska bir Şef’i görüyoruz.
Yarışmacının yanin da olan , onlarla birlikte duygularını paylaşan ve gerekirse yanında ağlayacak
kadar empati kuran bir figür olarak bir Şef, adeta sevgi ve desteğin temsilcisi gibi parıldıyor.
Burada ironik olan, bu iki figürün tam zıt kutuplarda yer alıyor olmaları.
Bir yanda kaşıkları bırakmayan bir profesyonellik, diğer yanda kaşıkları bir kenara bırakıp
duygulara sarılan bir şef üstelik yabanci bir sef hemide bizden bile degil üstelik;) dun böyle bir yazi vardi http://“‘Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir,’ demiş Hacı Bektaş Veli.
Yarışmacılar bu durumda hangi şef’in desteğini seçerdi, bilinmez.
Ancak diger Şef’in bu tavrı, hayatın her alanda çok iyi bildiğimiz bir gerçeği hatırlatıyor:
Hayat devam eder, hatta bazen bir çatal dolusu yemekle birlikte.
Stresle yoğunlaşan bir atmosferde bu profesyonel bakış, bazıları için soğuk gözüklenebilirken,
bazıları için takdir edilecek bir denge unsurudur.
Hayatta herkesin rolü farklıdır.
Orda ki Şef, belki de yarışmacıları profesyonellikleriyle büyütmek için bu kadar mesafeli bir tutum sergiliyor.
Ancak bir yanda, Diger Şef’in sarılışları ve tesellileri bizlere, hayatta her zaman bir sevgi
dokunuşuna ihtiyacımız olduğunu hatırlatıyor.
Bu ikili dengenin ötesinde, izleyici için esas ders şu olabilir:
Empati ya da profesyonellik, her ikisi de doğru yerde ve zamanda anlam kazanır.
Ama gözyaşlarının arasında yankılanan bir kaşık sesi, belki de bu sahnede hatırlanacak en ironik melodi olarak kalacak.