Çünkü iyilik, en zor zamanlarda bile yolunu bulur.
İyilik çoğu zaman sessizdir.
Gürültü koparmaz, alkış beklemez.
Bir annenin yorgun elleriyle geceyi beklemesi gibidir;
bir öğretmenin gözleri parlayan bir çocuğa “Sen yapabilirsin” demesi gibi.
Kimse görmez bazen.
Bir çorba kâsesi bırakılır kapı önüne,
bir not sıkıştırılır bir kitabın arasına: “Unutma, yalnız değilsin.”
İyilik, görünmez sandığımız anlarda bile iz bırakır.
Bazen bir tebessümde saklıdır,
bazen bir suskunlukta.
Ama en çok da kaybettiğimizde, yıkıldığımızda,
düştüğümüzde gerçek yüzünü gösterir.
Çünkü iyilik; ayağa kalkmamız için uzanan ilk eldir.
telefona sarilmadan önce:)
Karanlıkta titreyen bir mum ışığı gibi…
Zayıf görünür, ama etrafındaki karanlığı korkutur.
Bazıları, dünyayı değiştirmek için büyük şeyler yapmak gerektiğine inanır.
Oysa ben biliyorum:
Bir tek insanın kalbine dokunmak bile yeterlidir bazen.
Bir yudum su, bir samimi bakış, bir açık kapı…
Kimi zaman hayat, tam da orada değişir.
Ben umut edenlerdenim.
Zorlukların ortasında çiçek açmasını bilenlerden.
Acının içinden iyiliği seçenlerden.
Ve inanıyorum:
Mutlu sonlar, tesadüf değildir.
Onlar; iyiliğe sımsıkı sarılanların,
kırılmayı göze alarak sevgiyle yürüyenlerin armağanıdır.
Dünya hâlâ dönüyorsa,
bir yerlerde biri hâlâ iyilik yapıyorsa,
umut var demektir.
Ve bu dünyayı, güçlü olanlar değil, iyi olanlar kurtaracak.
Çünkü “Mü’minler birbirini seven bir vücut gibidir” (Müslim).
Biri acı çekince, diğeri de huzur bulamaz.
İnanıyorum ki;
hayatta kalanlar, sadece bedenen güçlü olanlar değildir.
Allah’a yaslanan, O’na güvenen, sabreden ve iyiliği terk etmeyenlerdir.
Ve şuna kalpten iman ediyorum:
İyilik, Rabbimizin izniyle karanlığı deler.
Ve sonunda kazanan daima Allah’tan yana olanlardır.
Allah’in rahmetiyle