Gaflet — Kalbin Uykusu
Felahın önündeki en büyük perde gaflettir.
İnsan Rabbini unuttu mu, kalbi yönünü şaşırır.
Gaflet; sadece Allah’ı hatırlamamak değil,
kendini de unutmak demektir.
Bir düşün: Sabahın en güzel saatinde, kalbin bir dua beklerken
senin aklın dünyanın telaşına kayarsa, felah kapısı aralanmak ister ama gürültüden duyulmaz.
Kibir — Benlik Dumanı
Kibir, felahın zıddıdır. Çünkü felah, teslimiyettir.
Kalbini yumuşatır, “Ben değil, Rabbim” diyebilmektir.
Kibirli insan, kalbinin üzerine taş koyar; rahmet yağsa bile içeri sızmaz.
Allah Kur’an’da der ki: “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü Allah kibirlenenleri sevmez.” (Bakara, 205)
Kurtuluşun yolu alçalmaktan geçer.
Ne kadar alçalırsan, o kadar yükselirsin. 🌿
Kin ve Affedememek
Kalpte kin oldukça, felahın yeri daralır. Çünkü felah ferahlıktır —
dar kalpte ferahlık olur mu hiç?
Affetmek bazen unutmak değildir, ama içindeki öfkeyi serbest bırakmaktır.
Allah der ki: “Affetsinler, bağışlasınlar; siz de Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?”
(Nûr, 22)
Bağışlayan, önce kendi kalbini kurtarır.
Umutsuzluk — Rahmetten Ümit Kesmek
Felahın düşmanı, karamsarlıktır.
Umudunu yitiren, Rabbine güvenmeyi bırakır. Ama Allah diyor ki: (Yûsuf, 87)
Ne kadar derin bir karanlıkta olursan ol, bir ışık vardır — çünkü Rabbin oradadır.
Ve O, seni oradan çekip çıkarabilir. 🌙
Nefsi Beslemek, Ruhu Aç Bırakmak
Felah; nefsi değil, ruhu doyurmakla gelir. Dünya arzularına esir olan kalp,
geçici tatlarla oyalanır ama derin bir açlık içinde kalır.
Oysa gerçek huzur,ruhun Rabbine doyduğu anda başlar.
İşte bütün bu hâller — gaflet, kibir, kin, umutsuzluk, nefse düşkünlük —
kalbin üstünde perdeler gibidir.
Ama güzel olan şu: Her perde, tövbe ve dua ile aralanabilir.
İstersen bir sonraki sohbetimizde felaha götüren hâllere geçelim:
sabır, şükür, teslimiyet, merhamet gibi.
Ne dersin, oraya doğru mu ilerleyelim? 🌷
Ne güzel ki bu tarafı da konuşmak istiyorsun 🌿
Çünkü felahın engellerini bilmek kadar, ona yaklaştıran hâlleri de tanımak kalbi güçlendiri
Sabır – Fırtınada Sükûnet
Sabır, felahın anahtarıdır.
Her sıkıntı bir kapıdır; sabreden, o kapının ardındaki ferahlığı görür.
Kur’an’da defalarca “Sabredenler kurtuluşa erer.” denir.
Sabır, sessiz bir direniş değil, kalbin Allah’a güvenle duruşudur.
Şükür – Kalbi Açan Anahtar
Şükreden insan, nimetinin farkındadır.
Ferahı olmayan bir anında bile, “Rabbim, bu da bana bir ders” diyebilir.
Allah diyor ki: “Şükrederseniz, size artırırım.” (İbrahim, 7)
Tevazu – Alçakgönüllülük
Felah, kibirli kalbe uğramaz.
Tevazu, insanın kendi küçüklüğünü değil, Rabb’inin büyüklüğünü hatırlamasıdır.
Yere eğilen baş, rahmetle yıkanır.
Affetmek – Kalbi Temizlemek
Kin, kalbin zinciridir; affetmek, o zinciri çözmektir.
Affeden insan, önce kendi içini serbest bırakır.
Rabbimiz affetmeyi sever; O’nun affını isteyen, affetmeyi öğrenir.
Tevekkül – Sonucu Allah’a Bırakmak
Tevekkül, “Ben elimden geleni yaptım, gerisini Rabbime bırakıyorum.” diyebilmektir.
Bu cümleyi samimiyetle söyleyen, felahın eşiğine gelir.
Çünkü tevekkül edenin kalbinde korku değil, huzur vardır.
Zikir ve Dua – Kalbin Nefesi
Zikir, ruhun nefesidir.
Her “Allah” deyişinde kalpte bir perde kalkar, bir ferahlık doğar.
Felah, en çok Rabbini sık sık anan kalplere gelir.
Yani felah yolu; sabırla yürünür, şükürle aydınlanır,
tevazu ve affedişle genişler, tevekkül ve zikirle huzur bulur.