Îhlâs aslında hepimizin hayatında bir şekilde temas ettiği ama çoğu zaman adını koymadığı bir şey.
Hepimizin iki tarafı var ya hani…
Bir dışarıya gösterdiğimiz hâl var: davranışlarımız, sözlerimiz, rollerimiz…
Bir de sadece kendimizin bildiği o iç taraf: niyetlerimiz, motivasyonlarımız, o sessiz iç sesimiz.
Çoğumuz dışarıyı düzeltmeye daha çok önem veriyoruz ama içeride neler olup bittiğini pek düşünmüyoruz.
İşte ihlâs, bu iki tarafı birbirine yaklaştırma çabası gibi bir şey.
Dışarıda nasılsak içeride de öyle olabilmek.
Göründüğümüz gibi olmak, olduğumuz gibi görünmek
. Bu da insana çok derin bir huzur veriyor çünkü insan kendisiyle çelişmiyor.
Niyet de burada çok büyük bir rol oynuyor.
Bir işe gerçekten iyi niyetle başlamak insana hafiflik veriyor.
Beklenti olmayınca stres azalıyor, motivasyon dışarıdan gelmediği için daha sağlam oluyor.
Birine iyilik yaptığında karşılık beklemezsen, takdir söz konusu olmazsa hayal kırıklığı da olmuyor.
Bu yüzden ihlâslı olmak insanı hem psikolojik hem duygusal olarak daha güçlü hâle getiriyor.
Tabii işin bir de gösteriş tarafı var.
Hepimiz az da olsa beğenilmek isteriz, değer görmek isteriz.
Bu çok insani.
Ama bu ihtiyaç davranışlarımızı yönetmeye başlarsa iş değişiyor.
Çünkü o zaman değerimizi başkalarının eline bırakmış oluyoruz.
Takdir gelince mutlu, gelmeyince kırgın…
Böyle olunca insan fark etmeden yoruluyor.
İhlâs ise bu yükü ortadan kaldırıyor.
Sırf doğru olduğu için bir şeyi yapmak insana özgürlük veriyor.
Gizli yapılan iyilik de bu yüzden çok kıymetli.
Kimse bilmez, kimse görmez ama insan kendi içinde bir sıcaklık hisseder. “Ben doğru olanı yaptım” der.
Bu his var ya…
İşte o, insanı içten içe büyüten bir güç.
Ego karışmaz, beklenti yoktur, hesap yoktur.
Sadece temiz bir niyet vardır.
Aslında iş dönüp dolaşıp şu soruya geliyor: “Kimse yokken ben kimim?”
Bir insan bu soruya dürüst bir cevap verebiliyorsa, kendi kendine hesap verebiliyorsa, işte o zaman gerçekten özgürdür.
Çünkü davranışlarının belirleyicisi başkaları değil, kendi iç dünyası olur.
Bu da hayatı çok sadeleştirir. Ruh hafifler, düşünceler berraklaşır.
Sonuçta ihlâs, öyle büyük ve ağır bir kavram değil aslında.
Tam tersine, insanın hayatını sadeleştiren bir iç huzur.
Gösterişin ağırlığını, beklentinin yorgunluğunu, egonun gürültüsünü azaltan bir hâl.
İnsanı daha gerçek, daha sade, daha huzurlu bir noktaya getiriyor.
En güzeli de, insanın kendisiyle barışmasına vesile oluyor.