Dua bir iletişimdir.
İletişimde asıl olan şey anlaşılmaktır, kural ezberlemek değil.
Şöyle düşün: Kalbin dolu. Sevinç var, korku var, umut var.
Bunları ifade etmek istiyorsun.
Şimdi kendine sor: “Ben bu duyguyu en iyi hangi dilde anlatabiliyorum?”
Cevap hangisiyse, dua dili odur.
Allah dili yaratandır.
Dilleri yaratan bir varlığa “Sadece şu dilde konuşurum” demek mantıklı olur mu?
Elbette hayır. Arapça dualar neden var?
Çünkü Kur’an Arapça indirildi ve bu dilde çok güçlü, derin ifadeler var.
Ama bu, başka diller yasak demek değildir.
Namaz ayrı bir konudur; namazda sureler vardır, şekli bellidir.
Ama namazın dışında dua ederken: İçinden geldiği gibi Kendi kelimelerinle Hatta bazen sessizce
Hepsi duadır. Dua, düzgün cümle kurma sınavı değildir.
Edebiyat hiç değildir. Bir ihtiyaç anıdır.
Kısaca: Dua Arapça olabilir, ama sadece Arapça olmak zorunda değildir.
Bu çok net.
Dua, insanın içinden geleni Allah’a söylemesidir.
Bir derdin vardır, bir isteğin vardır, bir şükrün vardır; bunları nasıl daha rahat ifade ediyorsan o dilde söylersin.
Çünkü önemli olan kelimelerin dili değil, niyetin ve samimiyetindir.
Allah bütün dilleri yaratmıştır.
Hangi dili konuştuğunu bilmez mi? Elbette bilir.
O yüzden insanın “Ben Arapça bilmiyorum ama dua etmek istiyorum” diye çekinmesine hiç gerek yok.
İçinden geldiği gibi, bazen düzgün cümleler kurmadan, bazen sadece birkaç kelimeyle bile dua edebilir.
Arapça dualar vardır ve güzeldir, anlamı derindir.
Ama bu, başka dillerde yapılan duaların kabul olmayacağı anlamına gelmez.
Tekrar yaziyorum
Namazda okunan dualar ayrı bir konudur, onların şekli bellidir.
Ama namaz dışında edilen dua tamamen serbesttir.
Kısacası dua bir ezber işi değil, bir kalp işidir.
Kalpten çıkan her söz, hangi dilde olursa olsun duadır.
Selam ve dua ile