Selamun aleykum…
“Eşine annesi gibi davranma, yoksa sana gelin getirir” sözü; sevgiyle ilgiyi, şefkatle saygıyı birbirine karıştıran,
kadınları da erkekleri de aşağılayan sorunlu bir zihniyetin ürünüdür.
Bu cümle, evliliği bir ortaklık değil, tehdit ve güç savaşı olarak gören çarpık bir bakış açısını yansıtır.
İlgiyi ‘fazlalık’, sevgiyi ‘zayıflık’ olarak kodlayan bu anlayış, kadını da erkeği de insani değerlerinden soyutlar.
Bir kadinin eşine özen göstermesini “annelik”le küçümsemek, kocasini ise her an yerini kaybedebilecek biri gibi göstermek; hem evliliği hem de insan ilişkilerini zehirler.
Sevgiyle yaklaşan bir eş değil, sevgiden korkan bir zihniyet problemlidir.
Bu söz, sadakatin, saygının ve bağlılığın tehdit yoluyla korunabileceğini sananların acizliğini ele verir.
Sağlıklı ilişkiler korkuyla değil, bilinçle kurulur; bu tür söylemler ise yalnızca güvensizliğin ve bastırılmış egonun dışavurumudur.
Eşine annesi gibi davranma, yoksa sana gelin getirir” şeklinde dile getirilen söz, son yıllarda sıkça tekrarlansa da
İslam’ın evlilik ve aile anlayışıyla ciddi şekilde çelişmektedir.
Bu ifade, sevgiyle yapılan davranışları küçümseyen, fedakârlığı değersizlikle eş tutan modern ama sığ bir bakış açısının ürünüdür.
Oysa İslam’da evlilik; güç savaşı değil, merhamet, paylaşım ve karşılıklı sorumluluk üzerine kurulu mukaddes bir bağdır.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah evliliğin hikmetini şöyle açıklar:
“Onlarla huzur bulasınız diye size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi (meveddet) ve merhamet (rahmet) koyması O’nun ayetlerindendir.” (Rum Suresi, 21)
Bu ayet açıkça gösteriyor ki evlilik, tarafların birbirine yük olduğu bir düzen değil; huzurun, şefkatin ve sevginin yaşandığı bir ortaklıktır.
Bu ortaklıkta eşlerin birbirine özen göstermesi bir zayıflık değil, bilakis imanın ve ahlakın bir yansımasıdır.
Kur’an’da eşler için kullanılan en çarpıcı benzetmelerden biri de şudur:
“Onlar sizin için birer elbisedir, siz de onlar için birer elbisesiniz.” (Bakara Suresi, 187)
Elbise insanı örter, korur, sıcak tutar ve kusurlarını gizler.
Bu benzetme, eşlerin birbirine karşı anlayışlı, şefkatli ve koruyucu olması gerektiğini anlatır.
Hal böyleyken, eşine yemek yapmak, çorba kaynatmak, evini düzenli ve huzurlu hâle getirmek nasıl olur da aşağılayıcı bir davranış olarak görülebilir?
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bu konuda ümmete en güzel örnektir.
Hz. Aişe’ye (radıyallahu anha) Peygamberimizin evde ne yaptığı sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:
“O, ailesinin hizmetinde olurdu.
Namaz vakti gelince namaza giderdi.” (Buhârî)
Bu hadis, ev içinde yapılan işlerin küçüklük değil, ahlak ve olgunluk göstergesi olduğunu açıkça ortaya koyar.
Bir başka hadiste Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.
Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” (Tirmizî)
Bu ölçü son derece nettir: Bir insanın değeri, evinin içindeki hâliyle ölçülür.
Dışarıda nazik, evde kaba olan bir anlayış İslam ahlakıyla bağdaşmaz.
Eşine karşı özenli olmak, onun ihtiyaçlarını gözetmek, sevgiyle hizmet etmek insanı küçültmez; Allah katında yüceltir.
Gün boyu çalışıp eve gelen bir eşin sıcak bir ortamla, güler yüzle, bir çorba veya bir fincan kahveyle karşılanması bir mecburiyet değil; muhabbetin tezahürüdür.
Bu davranışı “annelik” ya da “eziklik” olarak nitelendirmek, evliliği ruhsuz bir sözleşmeye indirgemektir.
İslam’da evlilik sadece hakların listelendiği bir yapı değil; kalplerin birbirine emanet edildiği bir müessesedir.
Elbette bu özen tek taraflı değildir. Erkek de eşine karşı şefkatli, anlayışlı, destekleyici olmakla yükümlüdür.
İslam, kadını fedakârlığa mahkûm eden değil; fedakârlığı karşılıklı kılan bir dindir.
Bir tarafın sevgisi sömürüye dönüşüyorsa orada sorun iyilikte değil, adaletsizliktedir.
“Eşine annesi gibi davranma, yoksa sana gelin getirir” sözü; masum bir nasihat değil, açık bir fitnedir.
Sevgiyle yapılan iyilikleri aşağılayan, merhameti küçümseyen, eşler arasındaki muhabbeti zehirleyen tehlikeli bir anlayıştır.
Bu söz, aileyi ayakta tutan şefkati hedef alır; fedakârlığı eziklik, ilgiyi zayıflık gibi göstererek kalpleri birbirinden soğutur.
Dinimiz’de eşler arası merhamet annelik değildir, eziklik hiç değildir; rahmettir, ibadettir.
Kim bu tür sözlerle aile bağlarını zayıflatıyorsa, bilsin ki hayra değil, ayrılığa hizmet etmektedir.
Küçük iyilikler hizmetçilik değil; sevgi, merhamet ve aile bilincidir.
İslam ahlakında kibir değil tevazu, bencillik değil paylaşım esastır.
Eşler arasındaki karşılıklı özen ve muhabbet, bir evliliği ayakta tutan en sağlam temeldir.
Resûlullah’ın örnekliği de bize tam olarak bunu öğretmektedir.
Selam ve dua ile
Gunun nasihati
İşlediğiniz günahları gizlediğiniz gibi, yaptığınız iyilikleri de gizleyin! Râbia-i Adviyye “Rahmetullahi aleyha”