Bazen insanlar vardır ki, evliliği hak belgesi, eşi ganimet, evi konfor alanı sanır.
Nikâh, Allah’ın emanetidir; ama o, sorumluluğu unutup “ben kraliçeyim” oyununa dalar.
Evde herkes prenses, herkes kraliçe… Ama iş sorumluluk gelince taht buharlaşır, vicdan izne çıkar.
Dışarıda merhamet bol, sosyal medyada alkış hazır… Ama o merhamet, kapıdan ayakkabılarla birlikte bırakılır.
Komşuya tatlı dil, yabancıya sabır; ama aynı çatı altındaki eşe gelince yorgunluk bahanesi, suskunluk silahı,
bitmeyen memnuniyetsizlik…
Ev “benim alanım”, para “senin görevin”, yük paylaşımı erkek işi sayılır.
Eşitlik talep edilirken güzeldir, sorumluluk konuşulunca geleneğe sığınılır.
Adam akşam eve gelir; günün yükünü omuzlamış, sesi çıkmamış…
Ama kapıdan girince dinlenmeye değil, sorguya alınır.
Yaptıkları yok sayılır, yapamadıkları büyütülür. Sonra sorulur: “Neden evlilik yürümüyor?”
Çünkü bazıları evliliği birlikte yürünecek bir yol değil, tek taraflı taşınacak bir yük sanır.
Kraliçelik kolaydır; evlilik, taçla değil, emek ve sabırla ayakta durur.
Omuzlarda günün ağırlığı, zihinde bin türlü dert…
Ne saray, ne ziyafet… Sadece bir tas sıcak yemek, bir “hoş geldin”, bir nefeslik huzur ister insan.
Ama karşısında asık bir yüz…
“Ne oldu?”
“Hiçççç…”
O “hiç”, evin içine çöken soğuk bir duvardır.
“Bütün gün evdeyim, sıkılıyorum.”
Ah, evde sıkılırsın tabii! Çamaşır yıkanıyor, ütü bekliyor, bulaşık sirayet ediyor, dolaplar seni kıymetli bir gömlek aramaya çağırıyor…
Ama yok, miskin yataktasın, kahvaltı kendiliğinden gelmiyor, akşam yemeği sihirli değnekle masada durmuyor.
O sırada koca, dışarıda Allah rızası için çalışıyor, ailesini geçindirmek için çabalıyor, sağlık sorunları ve stresle boğuşuyor. Ama siz “sıkılıyorum” diyorsunuz.
Tembellik ve miskinlikle evin işini kocaya yükleyip, kendi konfor alanında kraliçelik oynuyorsunuz.
Bir tarafta kadınlar var; hem çalışıyor, hem evini, hem çocuklarını, hem ailesini idare ediyor, sabrı ve azmiyle insanı hayran bırakıyor.
Diğer tarafta evin işini kocaya yüklemiş, kendisi yatakta sürünüyor, kraliçe pozunda… Tabi ki sıkılır! Çünkü ev, taht
değil; kraliçelik yetmiyor.
Evlilik, hak belgesi değil; emek, sabır, karşılıklı sorumluluk ve Allah korkusu ister.
Eş, ganimet değil; emanettir.
Ev, kul hakkının en sessiz ama en ağır yazıldığı yerdir.
“Bütün gün evdeyim, sıkılıyorum” demek, şükürsüzlük, paylaşmasızlık ve ihmaldir.
Sürekli alan, hiç vermeyen kim olursa olsun, bereketi kaçırır, aileyi yorar, huzuru siler.
Ve bir gün sabır tükenir; sonra sorulur: “Neden değişti?” Değişmedi; sabrı tükendi.
Evlilik, Allah rızası için emek, sabır ve anlayış ister.
Hak gözetmek kolaydır; sorumluluk almak zordur.
Gerçek olgunluk, eşinin yükünü fark etmekte, suskunluğunu duymakta ve emanete sahip çıkmakta gizlidir.
Kraliçelik koltukta oturmakla değil, zor zamanda ayakta durmakla ölçülür.
Eş, emanetin sahibidir; sevgi, fedakârlık ve adaletle korunur.
Selam ve dua ile