Ayetin Meâli (Yûnus Sûresi, 10/93)“Andolsun ki Biz, İsrâiloğulları’nı güzel bir yurda yerleştirdik, onları temiz ve hoş rızıklarla rızıklandırdık. Kendilerine ilim geldikten sonra ise ihtilafa düştüler. Şüphesiz Rabbin, kıyâmet günü ihtilafa düştükleri şeyler hakkında aralarında hükmünü verecektir.”
Bu ayette Allah Teâlâ, İsrâiloğulları’na verdiği büyük nimetleri hatırlatıyor.
Onları zulüm altında yaşadıkları bir hayattan kurtardı, güzel ve bereketli bir yere yerleştirdi.
Açta, açıkta bırakmadı; temiz ve helâl rızıklarla onları doyurdu.
Yani hem güven verdİ, hem huzur verdi, hem de geçimlerini kolaylaştırdı.
Ama asıl mesele burada başlıyor.
Allah onlara sadece dünya nimeti vermedi, aynı zamanda ilim verdi.
Doğruyu yanlışı gösterdi, peygamberler gönderdi, kitap indirdi.
Buna rağmen, ilim kendilerine geldikten sonra aralarında anlaşmazlıklar çıktı.
Hak apaçık ortadayken, herkes kendi nefsine göre davranmaya başladı.
Birlik bozuldu, kalpler ayrıldı.
Buradan şunu anlıyoruz: İnsan bazen bilgisiz olduğu için değil, bildiği hâlde uymadığı için yanlışa düşer.
İlim insanı doğruya götürmesi gerekirken, eğer kalpte kibir, menfaat ve dünya sevgisi varsa, ilim bile ayrılığa sebep olabiliyor.
Allah Teâlâ bu ayetin sonunda şunu bildiriyor: Bu anlaşmazlıklar dünyada bitmese bile, kıyamet günü mutlaka hüküm verilecektir.
Kim haklıydı, kim ilmi ne için kullandı, kim samimiydi; hepsi o gün ortaya çıkacaktır.
Allah’ın adaleti şaşmaz.
Bu ayet bize şunu hatırlatıyor: Nimet geldiğinde şükretmeyi, ilim geldiğinde alçakgönüllü olmayı, farklı düşündüğümüzde ise kırıp dökmeden konuşmayı öğrenmeliyiz.
Çünkü ilim, insanı yumuşatıyorsa değerlidir; kibirlendiriyorsa tehlikelidir.
Rabbim bizleri, bildiğiyle amel eden, nimetin kıymetini bilen ve ihtilafı kavga sebebi değil, hikmet vesilesi yapan kullarından eylesin.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Allah, ilmi kullarından birden çekip almaz. İlmi, âlimleri vefat ettirerek alır. Âlim kalmayınca insanlar cahilleri lider edinir; onlara sorarlar, onlar da bilmeden fetva verirler. Böylece hem kendileri sapar hem de başkalarını saptırırlar.”(Buhârî, Müslim)
Bu hadis bize şunu söylüyor: İlim kaybolunca değil, yanlış elde kalınca fitne başlıyor. İsrâiloğulları’nın yaşadığı ayrılık da tam olarak buydu. İlmi vardı ama onu hakkıyla taşıyan azdı.
Bir başka hadis-i şerifte Efendimiz (sav) buyuruyor:“Kur’an senin lehine de aleyhine de delildir.”(Müslim)
Yani insan bildiğiyle amel ederse Kur’an onu kurtarır; bilip de yaşamazsa, o bilgi kıyamet günü aleyhine şahit olur. Ayette anlatılan ihtilafın sebebi de buydu: İlim vardı ama teslimiyet yoktu.
Yine Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor:“Sizden önceki ümmetler, peygamberleri ve salihleri hakkında aşırıya gittikleri için helâk oldular.”
(Nesâî, Ahmed)
Bu hadis de bize şunu hatırlatıyor: Dinde ölçü kaçınca, ilim hikmetten kopunca, ayrılık ve sapma başlıyor. İsrâiloğulları da peygamberleri konusunda aşırıya gitti, kimini yalanladı, kimini inkâr etti.
Bir de çok önemli bir hadis var:“Allah, ilmiyle amel edene bilmediğini öğretir.”
(İbn Ebî’d-Dünyâ – mâna olarak sahih kabul edilir)
Yani ilim, samimiyetle yaşandıkça artar. Yaşanmazsa bereketi gider. Ayetin verdiği ders de budur.
-
İlim nimettir ama imtihandır
-
Bilgi kurtarmaz, amel kurtarır
-
İhtilaf ilimsizlikten değil, ihlâs eksikliğinden çıkar
Rabbim bizleri bildiğiyle amel eden, ilmiyle bölmeyen, birleştiren kullarından eylesin.