İyilik, karşılık beklemeden yapılan bir davranıştır.
İçinde hesap yoktur, pazarlık yoktur.
İnsan onu yaparken “bana ne döner?” diye düşünmez.
Çünkü gerçek iyilik, beklentinin gölgesinde değil; samimiyetin aydınlığında doğar.
Hazret-i Ali’nin işaret ettiği gibi, iyiliği değerli kılan şey yapılan iş değil, niyettir.
Kalpte bir çıkar, bir beklenti, bir menfaat kırıntısı varsa; o davranış iyilik olmaktan çıkar, alışverişe dönüşür.
Bugün ne yazık ki iyilik, saflıkla karıştırılıyor.
Merhamet zayıflık sanılıyor.
İyi niyetli olanlar, “keriz”, “enayi”, “saf” gibi kelimelerle incitiliyor.
Oysa iyilik, herkesin harcı değildir.
Çünkü iyilik; güçlü bir kalp, sağlam bir iman ister.
Bir gün, kalabalık bir ortamda genç birinin telefonu çaldı.
Kısa bir konuşmadan sonra kapattı.
Yüzü düştü, içi sıkıldı.
“Beni keriz buluyorlar,” dedi. “Arabamla bir yerden alıp götürmemi istediler.
Hep beni çağırıyorlar zaten.”
Ona baktım ve hiç düşünmeden söyledim:
“Ne güzel işte.
Milyonlarca insanın içinden seni arıyorlar.
Demek ki iyiliği sende görüyorlar, sana güveniyorlar.”
Başını salladı, ama içindeki yük hafiflemedi:
“Yok abla… Saf saf iyilik yapıyoruz işte.”
Durmadım. Lafı dolandırmadım:
“İyilik saflık değildir. Herkes iyilik yapamaz.
Sen iyiliğini eksiltme.
Hazret-i Ali der ki: ‘İyilik yap, nasıl olsa sana döner.’”
Genç sustu. O susuş, bir itiraz değildi.
Bir kabulleniş de sayılmazdı.
Daha çok, kalbine çöken soruları Allah’a havale eden bir susuştu kimbilir?
Bazen insan cevap vermez; çünkü cevabı insanlara değil, Rabbine bırakmak ister.
İyilik işte tam burada sınanır.
İnsan iyilik yaparken değil,
iyiliği sorgulandığında yorulur.
Kalbine “Acaba yanlış mı yapıyorum?” düşüncesi düştüğünde,
merhamet yara alır.
Bu hâli farklı gençlerde, farklı sohbetlerde defalarca gördüm.
İyilik küçümseniyor, merhamet hafife alınıyor.
Oysa gerçek iyilik sessizdir.
Reklam istemez, alkış beklemez.
Bazen kimsenin görmediği bir anda, bir kalbin yarasına dokunur.
Bazen bir duada, bazen içten bir tebessümde yaşar.
İyilik; verenin kalbini yumuşatan, alanın ruhunu onaran ilahi bir dokunuştur.
Menfaatle yapılan her davranış geçicidir.
Ama Allah rızası için yapılan iyilik, zamanın ötesine geçer.
O gün bir kez daha anladım:
İyilik yapan değil, iyiliği küçümseyen fakirdir.
İyilik saflık değil, karakterdir.
Ve bu karakter, imanla beslenir.
Gençlerin kalbindeki merhameti korumak,
onlara iyiliği bırakmamayı hatırlatmakla başlar.
Bazen de yüksek sesle şunu söylemek gerekir:
İyi olmak enayilik değildir.
İyi olmak, Allah’a güvenmektir.
Ve herkesin harcı değildir.
Selam ve dua ile