Müjdeyi vereyim:
Kimliğimin üstündeki numaraları artık ezbere biliyorum.
Ama anlatayım da görün, bu zafer öyle kolay gelmedi…
Gözlüğü taktım, rakamlarla boğuşmaya başladım.
Oysa ben aslında sakin bir insanım.
Gayret ettim…
Bulaşık dizerken, sebze yıkarken, çay demlerken…
O numarayı “tekrar, tekrar, tekrar” diye diye beynime kazıdım.
Yine bir devlet dairesinde işim vardı; etiket almak zorundaydım.
O an içimden bir milli sporcu çıktı!
Kendimi Yusuf Dikeç gibi hissediyorum.
Hani şu, eli cebindeyken madalya kazanan sporcu…Var ya
Ben de montumun cebine elimi soktum.
Tamam mi?
Özgüven tavan. Numaraları bir bir yazıyorum!
Tamam mi? Derken fişin sırası geldi…
Sanıyorum makineden verecek.
Ama yok. Fiş yere düşmüş.
Bu kez yine bir kadın sesi…
Arkadaki sıradan geliyor: “Fiş yere düştü.”
İçimden geçirdim: Bu kadın beni mi takip ediyor?
Tabii ki aynı kadın değildi.
O kadar çoklar ki…
Başkasına akıl vermeyi görev edinmiş insan sürüsü var ülkemizde.
Her sırada, her köşede, her makinenin başında mutlaka biri hazır bekliyor.
Fiş düşer düşmez müdahale ekibi devreye giriyor.
Ben de tabii ki: “Biliyorum.” Etiketi yerden aldım.
(Gereksiz ama gururlu.)
Kadın direk sordu:“Eee, neyi bekliyorsun?”
Ben de hiç düşünmeden yapıştırdım lafi “Sizin içinizdeki kelimeleri buraya saçmanızı bekliyordum.”
Bazen (Gerçekten bekliyordum. Bir cümle, bir tebessüm, hatta bir ‘günaydın’ bile olurdu.)
Ama yok.
Kurum dili net: Kısa, keskin, duygusuz.
Burnundan bir homurtu çıktı.
Kendi kendine söylenir gibi: “İyilik de yaramıyor insanlara…”diyiverdi 🙂
Değil mi ama, değil mi?
Gelin, size samimi olayım…
Nedenini açiklayim neden bu olaylar benim basima geliyor….
Devami Hakime Gulsum