Meal (Mü’minûn, 51. Ayet)
“Ey peygamberler! Temiz ve helâl olan rızıklardan yiyin ve salih ameller işleyin. Şüphesiz ben, yaptıklarınızı hakkıyla bilirim.”
Ayet çok sıcak, çok içten bir hitapla başlıyor: “Ey peygamberler!” Yani Allah, en seçkin kullarına sesleniyor.
Ama dikkat et: Bu sesleniş sadece peygamberlere değil, onların üzerinden hepimize geliyor.
Çünkü peygamberler bizim örneklerimiz.
Ayetin ilk kısmı çok dikkat çekici: “Temiz ve helâl olan rızıklardan yiyin”
Allah burada önce yemekten bahsediyor. Neden?
Çünkü neyle beslendiğimiz, sadece bedenimizi değil; kalbimizi , ahlâkımızı ,ibadetimizin ruhunu
doğrudan etkiliyor.
Helâl lokma = berrak kalp
Şüpheli lokma = bulanık vicdan
O yüzden İslam’da “amel bozulur” denince sadece niyet değil, lokma da akla gelir.
Sonra hemen arkasından geliyor: “Ve salih ameller işleyin”
Yani mesaj şu gibi:“Helâl beslen, ki yaptığın iş de sağlam olsun.”
Allah en iysini bilir
Sadece iyi niyet yetmiyor. Sadece ibadet yetmiyor.
Kaynağı temiz olmayan bir hayat, güzel amelleri de yaralıyor.
Ve ayet çok net bir şekilde kapanıyor:
“Ben yaptıklarınızı hakkıyla bilirim.”
Bu hem bir teselli, hem bir uyarı.
Kimse görmese bile Allah görüyor.
Kimse takdir etmese bile Allah biliyor.
Ama kimse fark etmese de yanlış da gizli kalmıyor.
Kısacası bu ayet bize şunu fısıldıyor: “Hayatını düzeltmek istiyorsan, önce lokmandan başla.
Sonra ameline bak.
Çünkü ikisi birbirinden hiç kopuk değil.”
Şimdi düşünelim: Bir insan dua ediyor, ağlıyor, eller havada…
Ama lokması şüpheli, kazancı bulanık.
İşte burada çok çarpıcı bir Peygamber Efendimiz (sav): “Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar da saçı başı dağınık toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açar, Ya Rabbi Ya Rabbi diyerek duâ eder. Halbuki onun yediği harâm içtiği harâm, gıdası harâmdır. Böyle birinin duâsı nasıl kabul edilir.“ [11] buyurmuştur.
Helâl lokma ile dua arasındaki ilişki aslında çok derin ve insanın hayatının tamamına dokunan bir mesele.
Düşünsene; bir insan dua ediyor, içi yanıyor, gözleri doluyor, elleri gökyüzüne kalkmış “Ya Rabbi” diyor.
Ama kazancı şüpheli, lokması bulanık.
İşte tam burada Peygamber Efendimiz’in çok sarsıcı bir hadisi geliyor karşımıza.
Uzun yolculuk yapmış, perişan halde, dua etmeye en uygun durumdayken bile, yediği içtiği haram olan bir kimsenin duasının kabul edilmeyeceğini söylüyor.
Bu söz aslında bizi sarsmak için.
Çünkü problem duanın şeklinde değil, hayatın kendisinde.
Mü’minûn Suresi 51. ayetle bu hadis yan yana konulduğunda çok net bir tablo ortaya çıkıyor.
Allah önce “helâl ve temiz rızıklardan yiyin” buyuruyor, ardından “salih ameller işleyin” diyor.
Çünkü dua da bir ameldir.
Yani dua, hayattan bağımsız bir şey değil.
Helâl lokma, duanın zarfı gibidir.
Zarf temizse, içindeki mektup yerine ulaşır.
Ama zarf kirliyse, mektubun güzelliği bile işe yaramaz.
Bir de şu var: Helâl lokma meselesi sadece “haram mı, değil mi” sorusuna indirgenemez.
Bu iş sadece faiz var mı, haram madde karışmış mı meselesi değildir.
İşin daha ince, daha vicdanî bir tarafı var.
Kul hakkı giriyor mu işin içine?
Hile var mı? Birinin ahı var mı?
Mesela işini savsaklayıp maaş almak, tartıda eksik yapmak, emeğin karşılığını vermemek…
Bunlar kimse görmedi diye helâl olmuyor.
İnsan bazen kendini kandırıyor ama kalp kandırılmıyor.
O yüzden büyükler boşuna dememiş: Haram lokma mideye girer, kalbe ulaşır, sonra ameli çürütür.
Önce ibadetten tat gider, sonra duadan huzur gider, en sonunda insan neyi neden yaptığını bile şaşırır.
Kalpte bir ağırlık oluşur ama sebebi bulunamaz.
Çoğu zaman sebep, sofrada başlar.
Bu ayet günümüze çok açık bir mesaj bırakıyor.
Düzgün bir ibadet istiyorsan, lokmana bak.
Huzurlu bir kalp istiyorsan, kazancına bak.
Kabul olan bir dua istiyorsan, sadece dudaklarına değil, hayatına bak.
Çünkü Allah ayetin sonunda çok net söylüyor: “Ben yaptıklarınızı bilirim.”
Yani insan unutur, gözünden kaçırır, kendine bahane bulur ama Allah hiçbir şeyi unutmaz.
Kimsenin görmediğini de görür, kimsenin bilmediğini de bilir.
Ayetin peygamberlere hitap etmesi de çok manidardır.
Eğer peygamberler bile helâl lokma konusunda uyarılıyorsa, bizim bu konuda ne kadar dikkatli olmamız gerektiği ortadadır.
Bu hitap bize şunu öğretir: En yüce makamda olan bile bu hassasiyetten muaf değilse, sıradan bir kul hiç değildir.
Özetle bu ayet ve hadis bize şunu söylüyor: Din, sadece namaz kılarken ya da dua ederken yaşanan bir şey değildir.
Din, kazançta, sofrada, alışverişte, iş ahlâkında yaşanır.
Helâl lokma, salih amelin kapısını açar.
Haram ya da şüpheli lokma ise o kapıyı yavaş yavaş kapatır.
Bu yüzden kalbini korumak isteyen, önce lokmasını korumalıdır.
Selam ve dua ile
