Ayet, Kur’an’ın insanın kalbine en güçlü şekilde dokunduğu ayetlerden biridir.
Çünkü Allah Teâlâ burada sadece cenneti anlatmaz; iki hayatı, iki sonu ve iki tercihi karşı karşıya koyar.
Ayet, “Allah’a saygıyla dolu bir kalp”ten bahsederek başlar.
Yani mesele sadece dıştan ibadet etmek değil; kalpte Allah bilinciyle yaşamak, O’nu gücendirmekten sakınmak, O’nu merkeze almaktır.
İşte bu takvaya sahip olanlara vaadedilen cennet, insanın hayal gücünü aşan bir güzellik olarak tasvir edilir.
Cennetteki ırmaklar özellikle sayılarak anlatılır. Çünkü insan dünyada en çok ihtiyaç duyduğu, en çok sevdiği şeylerle cenneti hayal eder.
Su vardır ama bozulmayan, süt vardır ama ekşimeyen, şarap vardır ama aklı örten değil, lezzet veren, bal vardır ama süzülmüş, tertemiz.
Yani Allah, dünyada kusurla tattığımız her nimetin, orada kusursuz hâlini sunar.
Burada çok ince bir mesaj vardır:Dünyada ne varsa, cennette onun aslı vardır.
Ama dünya sadece bir gölgedir.
Ardından ayet, en büyük nimeti söyler:“Rablerinden bir bağışlanma.”
Oraya girmenin asıl sebebi Allah’ın affıdır.
Irmaklar, meyveler, nimetler…
Hepsi güzeldir ama kul için en büyük huzur, Allah’ın razı olması ve affetmesidir.
Sonra ayet birden yön değiştirir ve sarsıcı bir soru sorar:“Bunlar, cehennemde ebedî kalacak ve kaynar su içirilip bağırsakları parça parça edilen kimselerle bir olur mu?”
Bu soru cevapsız bırakılır, çünkü cevabı vicdan verir.
Hayır, bir olmaz. Aynı değildir.
Aynı son değildir. Aynı yolun yolcusu hiç değildir.
Bu ayet aslında bize şunu söyler:
Hayat bir tercihtir. Kalbin yönü, son durağı belirler.
Allah korkusuyla yaşayan bir kalp, sonunda sonsuz nimetlere kavuşur
. Allah’tan uzak yaşayan bir kalp ise kendi tercihiyle azaba sürüklenir.
Ayet korkutmak için değil, uyandırmak için anlatır.
Çünkü Allah, kullarının cehenneme gitmesini değil, cennete yönelmesini ister.
Bu yüzden bu ayet, hem müjde hem uyarıdır.
Hem umut verir hem silkeleyip kendimize getirir.
Kalbi olan için… çok şey söyler.