Tövbe; aslında insanın yolunu yeniden bulmasıdır.
Yanlıştan dönmek, hatasını fark edip doğrulmaya niyet etmektir.
Dinde tövbe, kötü ve yanlış olanı terk edip güzel olana yönelmek demektir.
Ve en umut verici tarafı şudur: Tövbe kapısı herkese açıktır.
İster inancı olmayan olsun, ister hatalara batmış biri…
İster bilerek günah işleyen, ister gaflete düşen…
Mü’min de, günahkâr da…
Kısacası hepimiz bu kapının muhatabıyız.
Ama tövbe sadece “affet Allah’ım” demekle bitmiyor.
Tövbe, insanın içten içe pişmanlık duymasıyla başlıyor.
Kalbin gerçekten “Ben yanlış yaptım” diyebilmesiyle…
Ardından da o hatayı bir daha yapmamaya dair samimi ve kesin bir kararlılık gerekiyor.
Çünkü tövbe, aynı hataya bile isteye geri dönme niyetiyle yapılırsa ruhunu kaybeder.
İşte bu noktada Rabbimiz bizi çok önemli bir konuda uyarıyor:“Sakın şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokmân, 33)
Yani “Nasıl olsa Allah affeder” diyerek günahı hafife almak, tövbeyi ertelemek ya da alışkanlık hâline getirmek büyük bir aldanış.
Allah’ın affı sonsuzdur, evet… Ama O, samimiyeti sever.
Kalpten gelen pişmanlığı ve gerçek dönüşü ister.
Tövbe; düştüğümüz yerde kalmamayı seçmektir.
Yeniden ayağa kalkmak, yönümüzü Rabbimize çevirmektir.
Hepimiz hata yaparız, hepimiz yorulur ve şaşırırız.
Ama tövbe sayesinde hiçbirimiz umutsuz değiliz.
Çünkü Allah, kendisine dönen kulunu geri çevirmez.