Duha Suresi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) içinin daraldığı bir dönemde gelir.
Bir süre vahiy kesilmişti.
Bu durum onu üzmüş, bekleyişi uzatmıştı.
O sırada müşrikler alay etmeye başlamışlardı:“Rabbi onu terk etti.”
“Allah ona darıldı.” İşte tam böyle bir anda Allah, Duha Suresi’ni indiriyor.
Allah söze “Kuşluk vaktine andolsun” diyerek başlıyor.
Kuşluk vakti, güneşin yükseldiği, ortalığın aydınlandığı zamandır.
Yani karanlıktan sonra gelen ışık… Bu aslında çok ince bir mesajdır:
Gece ne kadar uzun sürerse sürsün, sabah mutlaka olur.
Ardından “Sükûnete erdiğinde geceye” diye devam eder.
Gece de Allah’ın eseridir ama kalıcı değildir.
Demek ki yaşanan sıkıntılar da kalıcı değildir.
Sonra o çok dokunaklı ayet gelir: “Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.”
Bu ayeti düşünün… Bir insanın en çok korktuğu şey nedir?
Yalnız kalmak. Terk edilmek. Sevilmediğini hissetmek.
Allah, Peygamberine açıkça güven veriyor: “Ben buradayım. Seni bırakmadım.”
Bu söz sadece o güne değil, bugün bize de söyleniyor aslında.
Hayatımızda cevap alamadığımız zamanlar olabilir.
Dualarımız hemen gerçekleşmeyebilir.
Ama bu, Allah’ın bizi terk ettiği anlamına gelmez.
Sonra müjde geliyor: “Senin için sonrası öncesinden daha hayırlıdır.”
Yani önünde daha güzel günler var.
Çektiğin sıkıntılar boşuna değil.
Sabırla yürüdüğün bu yolun sonu aydınlık.
Ve devamında: “Rabbin sana verecek ve sen hoşnut olacaksın.”
Bu ne büyük bir söz… Allah sadece vermeyi değil, razı edecek kadar vermeyi vaat ediyor.
Kalbi tatmin edecek, gönlü huzurla dolduracak bir lütuf.
Sonra Allah, Peygamberimizin geçmişini hatırlatıyor:
“Sen yetim değil miydin? Seni barındırmadık mı?”
“Yol ararken seni doğru yola iletmedik mi?”
“Maddi sıkıntı içindeyken seni zenginleştirmedik mi?”
Yani şunu söylüyor: “Daha önce seni nasıl koruduysam, yine korurum.”
Bu bize de çok tanıdık değil mi? Hepimizin hayatında zor dönemler oldu.
Ama dönüp baktığımızda, bir şekilde bir kapı açıldığını görürüz.
İşte o kapılar tesadüf değil.
Surenin son kısmında ise görev başlıyor: “Yetimi incitme.” “İsteyeni azarlama.”
Yani yaşadığın zorluklar seni merhametsiz yapmasın.
Tam tersine, başkalarının yarasını daha iyi anlamanı sağlasın.
Acı, kalbi yumuşatmalı.
Ve son olarak:
“Rabbinin nimetini anlat.” Bu, şükretmek demektir.
Allah’ın verdiği güzellikleri fark etmek ve paylaşmak demektir.
En büyük nimet de imandır, vahiydir, doğru yoldur.
Ve Duha Suresi bize şunu da öğretir: Yaşadığın her zorluk, başkalarına merhamet borcu doğurur.
Yetimi incitme, muhtacı azarlama…
Çünkü insan, kendi acısını unuttuğunda başkasınınkini küçümser.
Oysa iman, kalbi yumuşak tutmaktır.
Son olarak: “Rabbinin nimetini anlat.”
Bu, her şeyi anlat demek değildir.
Ama bazen bir nimeti paylaşmak, birine umut olur.
Bazen “Ben de zor zamanlardan geçtim ama geçti” demek, karşındaki insanın nefes almasını sağlar.
Duha Suresi bize şunu öğretir:
İman, her şey yolundayken güçlü olmak değil; her şey yolunda değilken Allah’a
güvenebilmektir.
Selam ve dua ile