Davulcunun sesi uzak değildi.
Gözlerimi araladım, saate baktım: sabahın üçü.
Usulca yatağımdan indim.
Terliklerimi ayağıma geçirir geçirmez doğruca mutfağa yürüdüm.
Tahmin ettiğiniz gibi, kahve makinesinin başındaydım.
Makineyi hazırladım.
Kahvenin o tanıdık kokusu yavaş yavaş mutfağı doldururken abdest almak için lavaboya yöneldim.
Teheccüd namazımı kıldım.
Kahvemi alıp pencerenin kenarına geçtim.
Dışarıyı seyretmeye başladım.
Gökyüzü henüz karanlıktı ama içimde bir aydınlık vardı.
Bir yudum kahveyle birlikte çocukluğum geldi oturdu karşıma.
Kasabam…
Şimdi bir ilçenin mahallesi olmuş belki ama bir zamanlar karakteri olan, ruhu olan bir yerdi.
Portakal bahçesinin içindeki evimiz…
Dedem, ninem, biz; amcam, yengem…
Koca bahçenin içinde üç hane, ama tek bir yürek gibi atardık.
Ramazan yaklaştı mı başka bir telaş başlardı.
Birbiriyle konuşmayan üç kadın vardı mesela…
Ama Ramazan gelince buzlar erirdi.
Temizlik bahaneydi belki, ama asıl olan gönüllerin yumuşamasıydı.
Evler temizlenir, badana yapılır, çarşaflar küllü suyla yıkanırdı
“Güzel olmuş Firdevs.”
“Pakize, pek güzel olmuş gaçım…”
Beğeniler söylenir, fikirler verilir, küslükler unutulurdu.
Babamla amcamın görevi belliydi; badana işi onlardaydı.
Evler Ramazan’dan önce boyanır, duvarların beyazı insanın içine ferahlık verirdi.
Kadınlar temizlikle meşguldü.
Çarşaflar sabun ve küllü suyla yıkanır, mis gibi kokardı.
Ben o günlerin çocuğuyum 🙂
Ninem saçlarımı yıkadıktan sonra yanlardan iki ince örgü yapardı.
Simsiyah iki örgu saçlarım omuzlarıma düşerdi.
Ramazan’ın gelişi sadece bizim evde değil, bütün kasabada bir heyecandı.
Eski tenekelerin içinde açan çiçekler bile nasibini alırdı bu telaştan.
Evlerin dışı beyaz kireçle boyanırdı; temizlik hissedilsin, içler aydınlansın diye.
Ben ise gün boyu bunları izlerdim.
Portakal ağacına kurulmuş salıncağımda sallanarak…
Dalların arasından sızan güneş yüzüme vururdu.
Kahvemden bir yudum daha aldım; yüzüme güzel bir gülümseme yerleşti.
Ne konforlu çocuktun Hakime…:)
Salıncağım portakal ağaçlarının arasındaydı.
Akşama kadar sallanırdım.
Mahalledeki arkadaşlarım gelir, birlikte oynardık.
Dedemin hayatında, ninemin duasında, o bahçenin toprağında büyüdüm ben.
Şimdi sabahın üçünde, bir fincan kahve eşliğinde hepsi yeniden yanıma geldi.
Bazı kasabalar silinse de insanın kalbinden silinmuyor.
Bazı Ramazanlar geçse de içindeki heyecan hiç bitmiyor.
Ve bazı çocuklar…
Büyüse de içindeki salıncak hiç durmuyor. 🙂
Bunlari niçin yazdim
Çocuklarınıza Ramazan sevincini yaşatın.
Öğretin demiyorum sadece … Hissettirin.
Bugün “küllü suyla çamaşır yıkayın” demiyorum elbette.
Zaman değişti, imkânlar değişti.
Ama imkânlar bu kadar güzelleşmişken, o ruhu yaşatmak artık daha kolay.
Çeşit çeşit süsler satılıyor.
Işıklar, mahyalar, yazılar, küçük fenerler…
Hiçbirini bulamadınız mı?
Balon şişirin.
Renk renk balonları evin her köşesine asın.
Çocuklar bilsinler Ramazan’ın geldiğini.
Evin havası değişsin.
Sofranın anlamı artsın.
Bırakın heyecanlansınlar. “Ben de tutacağım” desinler.
Hafif hafif, öğlene kadar hevesle oruç tutsunlar.
Önemli olan aç kalmaları değil; o duyguyu tatmaları.
Sahura uykulu gözlerle kalkmaları, iftar saatini sormaları, sofrayı birlikte hazırlamaları…
Çünkü çocuklukta yaşanan güzellikler unutulmuyor.
O süslenen evler, o beklenen ezan sesi, o ilk tutulan yarım günlük oruç…
Hepsi bir ömür kalpte kalıyor.
Bir gün büyüyecekler…
Belki hayatın telaşına karışacaklar, başka şehirlere gidecekler, başka evlerde uyanacaklar.
Belki bir Razaman sabah, saat üçte, sahura uyanacaklar.
Mutfakta bir kahve yapacaklar sadece tek basina.
Pencere kenarına geçip karanlığa bakacaklar.
Ve hiç ummadıkları bir anda çocuklukları gelip oturacak karşılarına.
Süslenmiş bir salon…
Işıklarla parlayan bir pencere…
Heyecanla beklenen iftar saati…
“Anne ezan okundu mu?” diye soran küçük bir ses…
İşte o an anlayacaklar:
Ramazan sadece tutulan oruç değilmiş.
Ramazan, bir evin içine sinen huzurmuş.
Birlikte kurulan sofraymış.
Paylaşılan sevinçmiş.
Kalbe bırakılan izmiş.
Ve siz…
Belki o an yanlarında olmayacaksınız.
Ama öğrettiğiniz heyecan, yaşattığınız o sıcaklık, kurduğunuz o küçük ama anlamlı
hatıralar onların kalbinde yaşamaya devam edecek.
Çünkü çocuklara verilen en kıymetli miras, eşya değil; duygudur.
Süs değil; hatıradır.
Zenginlik değil; birlikte yaşanmış anlardır.
Ve bazı anlar vardır…
Bir ömür insanın içini aydınlatır.
Ramazan da işte öyle bir nurdur.
Selamun aleykum:)
Hakime Gulsum 🙂
