Kur’an-ı Kerim’in 3. cüzü ögrenirken aslında
Kur’an’ın çok güzel bir geçiş noktasına gelmiş oluyoruz.
Bir tarafta Bakara Suresi’nin son bölümleri, diğer tarafta Âl-i İmrân’nin başlangıcı var.
Yani hem imanî derinlik hem de inancı koruma bilinci iç içe.
Bakara’nın sonlarına doğru artık konu iyice olgunlaşıyor.
Peygamberlerden söz ediliyor ve onların bir zincirin halkaları olduğu hatırlatılıyor.
Allah insanlığı başıboş bırakmamış; her dönemde bir rehber göndermiş.
Burada mümine şu bilinç veriliyor: “Sen büyük bir hakikat gerçegin son halkasısın.” Bu bir onur ama aynı zamanda sorumluluk.
Ardından gelen Ayet’el Kürsî, adeta kalbi sarsan bir ilahi kudret ilanı gibidir.
Allah’ın diri oluşu, her şeyi ayakta tutuşu, O’nu ne uyuklamanın ne uykunun tutmaması…
İnsanın bütün korkuları bu ayetin içinde küçülür.
Çünkü her şey O’nun elindedir.
Güç sandığımız şeylerin hepsi geçicidir; kalıcı olan sadece O’dur.
Sonrasında “Dinde zorlama yoktur” ayeti gelir.
Bu çok önemli bir ilkedir. İman baskıyla değil, bilinçle olur.
Kalp ikna olacak ki değerli olsun.
Hemen ardından infak ve faiz karşılaştırması yapılır.
Faiz dışarıdan artış gibi görünür ama bereketi yoktur; sadaka ise azalış gibi görünür ama büyütür.
Kur’an burada ekonomik ahlakı imanla birlikte ele alır.
Çünkü para düzeni bozulursa toplum da bozulur.
Bakara suresi “Amenerrasûlü” diye bildiğimiz ayetlerle biter.
O kadar yumuşak ve merhamet dolu bir kapanıştır ki… “Allah kimseye gücünün üstünde yük yüklemez.”
Bu cümle mümin için büyük bir tesellidir.
Hayat ağır gelebilir ama Allah adaletsiz değildir.
Yük varsa, taşıyacak güç de vardır.
Sonra Âl-i İmrân başlar. Sanki Bakara’da kurulan düzen şimdi korunmaya alınır.
İlk ayetlerde Kur’an’ın hak kitap olduğu, önceki vahiyleri tasdik ettiği vurgulanır.
Tevhid netleştirilir.
Özellikle Hz. İsa hakkında yanlış inançlara cevap verilir.
Onun Allah’ın kulu ve peygamberi olduğu açıkça ifade edilir.
Burada iman bulanıklıktan arındırılır; netlik kazandırılır.
Bir de müteşabih ayetlerden söz edilir.
Bazı ayetler açıktır, bazıları derin anlamlar taşır.
Kalbi eğri olanlar kapalı olanın peşine düşer; sağlam olanlar ise “Hepsi Rabbimizdendir” deyip teslim olur.
Bu bize şunu öğretir: İlim önemlidir ama teslimiyet olmadan insan savrulabilir.
Âl-i İmrân’ın baş tarafında dikkat çeken bir başka konu da gerçek iyiliğin tanımıdır.
Sevdiğimiz şeylerden vermedikçe iyiliğe ulaşamayacağımız söylenir.
Yani iman fedakârlık ister.
Sözle değil, bedel ödeyerek büyür.
Özetle 3. cüz bize şunu ögretir : Allah güçlüdür, merhametlidir ve adildir.
İman ise hem bilinç hem sadakat hem de fedakârlık ister.
Bakara’nın sonunda kalp Allah’ın kudretiyle sağlamlaştırılır; Âl-i İmrân’ın başında ise o kalp doğru inançla korunur.
3. cüzden kalbe dokunan bazı ayetleri sakin sakin, üzerinde düşünerek ögrenelim .
Acele etmeden… 🌿
3. cüzde insanın hem aklına hem kalbine hitap eden ayetler var.
İlk olarak Bakara’nın son kısmındaki o büyük ayeti düşünelim: Ayet’el Kürsî. Allah’ın diri oluşu, her şeyi ayakta tutuşu, O’nu ne uyuklamanın ne uykunun tutmaması…
Bu aslında şunu analatir bize : “Sen yorulursun ama Rabbin yorulmaz.” İnsan bazen hayatın yükü altında ezildiğini hisseder.
Ama bu ayet, evrenin kontrolünün şaşmaz bir kudrette olduğunu hatırlatır.
Korkular küçülür, tevekkül büyür.
Hemen arkasından gelen “Dinde zorlama yoktur” ayeti de çok anlamlıdır.
İman özgür iradeyle güzeldir.
Zorla söylenen sözün değeri yoktur.
Allah insanı bilinçli bir tercihe davet eder.
Bu da imanın saygınlığını gösterir.
Sonra faiz ve infak ayetleri gelir.
Çok çarpıcı bir karşılaştırma yapılır.
Faiz artış gibi görünür ama bereketsizdir.
Sadaka eksiliş gibi görünür ama çoğalır.
Bu sadece maddi bir hesap değildir; ruhun hesabıdır.
Veren insan küçülmez, büyür.
Tutunan insan büyüdüğünü zanneder ama içten daralır.
Ve Bakara’nın son iki ayeti… “Allah kimseye gücünün üstünde yük yüklemez.” Bu cümle hayat boyu taşınacak bir cümledir.
Demek ki yaşadığımız imtihan, taşıyabileceğimiz kadardır.
Bazen “Neden ben?” diyoruz ya… İşte cevap burada: Çünkü taşıyabilecek güçtesin.Allah’in yardimi ile.
Sonra Âl-i İmrân’ın başına geçiyoruz. İ
lk ayetlerde Allah’ın birliği net bir şekilde vurgulanır.
Hayy ve Kayyum olan yalnız O’dur. Yani hem diri hem de her şeyi ayakta tutan.
İnsanlar, sistemler, güçler gelip geçer; ama O kalıcıdır.
Bir de müteşabih ayetlerden bahsedilir.
Kalbinde eğrilik olanlar karmaşık olanın peşine düşer.
Sağlam iman sahibi ise “Hepsi Rabbimdendir” der.
Bu çok derin bir teslimiyet öğretisidir.
Her şeyi tam anlayamayabiliriz ama güvenebiliriz.
Ve Âl-i İmrân 92… “Sevdiğiniz şeylerden vermedikçe iyiliğe ulaşamazsınız.”
Bu ayet insanın içine dokunur.
Çünkü mesele artanı vermek değil; sevdiğini verebilmek.
Fedakârlık olmadan kemâl yok.
Görüyor musun, bu cüz aslında üç büyük duygu inşa ediyor:
Güven… Teslimiyet… Fedakârlık…