Kur’an-ı Kerim’in 6. cüzü, insanın hem inanç dünyasını hem de sosyal hayatını düzenleyen güçlü mesajlar içerir. Bu cüz, Nisâ Suresi’nin 148. ayetiyle başlar ve Mâide Suresi’nin 81. ayetine kadar devam eder.
Konular birbirinden kopuk değildir; hepsi iman, adalet, sorumluluk ve ölçü etrafında birleşir.
Öncelikle dil terbiyesiyle başlanır.
Allah, kötülüğün açıkça dile getirilmesini sevmez.
Ancak zulme uğrayan kimsenin haksızlığı dile getirmesi istisnadır.
Burada ince bir denge öğretilir: Mümin boş ve yıkıcı konuşmaz; ama haksızlığa da sessiz kalmaz.
İslam’da ne pasiflik ne de saldırganlık esastır; ölçü ve hikmet esastır.
Ardından iman meselesi derinleştirilir. Allah’a, peygamberlere ve kitaplara iman eden kimsenin ayrım yapmaması gerektiği vurgulanır.
“Bir kısmına inanır, bir kısmını inkâr ederiz” anlayışı reddedilir.
Özellikle Hz. İsa hakkında aşırıya kaçan inançlar eleştirilir.
Burada verilen mesaj şudur: İnançta aşırılık da sapmadır.
Peygamberleri ilahlaştırmak da, onları reddetmek de doğru değildir.
Tevhid çizgisi dengedir.
Nisâ Suresi’nin son kısmında miras hükümleri, özellikle “kelâle” konusu ele alınır.
Bu teknik bir miras meselesi gibi görünse de aslında çok derin bir adalet vurgusudur.
İnsan en çok mal konusunda bencilleşir.
Kur’an, aile içi paylaşımda bile ilahi ölçü koyarak ihtilafların önünü keser.
Bu da şunu gösterir: Din sadece camide yaşanan bir ibadet sistemi değil; ekonomik düzeni de kapsayan bir hayat nizamıdır.
Mâide Suresi bölümü “Ahitlerinizi yerine getirin” emriyle başlar.
Bu çok güçlü bir başlangıçtır.
Mümin söz verdiğinde arkasında durur.
Söz, imanla bağlantılıdır.
Çünkü Allah da kullarıyla bir ahit yapmıştır.
İnsan verdiği sözde durmadığında aslında güveni zedeler.
Toplumun ayakta kalması güvenle mümkündür.
Helal ve haram sınırları hatırlatılır.
Allah’ın temiz ve güzel nimetleri helal kıldığı, fakat sınırları çiğnemenin yasak olduğu bildirilir. Ardından abdest ayeti gelir.
Namaza durmadan önce yüzün, ellerin yıkanması; başın mesh edilmesi; ayakların temizlenmesi emredilir.
Bu sadece fiziksel temizlik değildir.
Mümin günde beş vakit Rabbiyle buluşmaya hazırlanır.
Bu hazırlık, iç temizliğe de işaret eder.
Ayrıca teyemmüm ruhsatı anlatılarak dinin kolaylık dini olduğu gösterilir.
Zor durumda olan kul için çıkış yolu vardır.
Bu cüzde adalet en çok tekrar edilen temalardan biridir.
Bir topluluğa duyulan kin, insanı adaletsizliğe sevk etmemelidir.
Bu, insan psikolojisine çok uygun bir uyarıdır.
Çünkü öfke adaleti bozar. Kur’an ise takvanın adaletle yakın olduğunu söyler.
Yani gerçek takva, duygulara kapılmadan hakkı gözetmektir.
Hz. Musa ve İsrailoğulları kıssası anlatılır.
Onların korkaklığı, verilen nimetlere rağmen sorumluluktan kaçmaları ve sözlerinde durmamaları örnek gösterilir.
Kutsal topraklara girmeleri emredildiğinde geri durmaları, cesaretsizlikleri ve dünya bağlılıkları eleştirilir.
Bu anlatım sadece tarih değildir; her çağın insanına ayna tutar.
İnsan rahatını bozmak istemez, risk almak istemez, fedakârlıktan kaçabilir.
Ayrıca ilk cinayet olayı, Hz. Âdem’in iki oğlu üzerinden hatırlatılır.
Kıskançlık ve nefretin insanı nasıl cinayete sürüklediği anlatılır.
Burada çok önemli bir ilke konur: Bir canı haksız yere öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir; bir canı kurtarmak ise bütün insanlığı kurtarmak gibidir.
Bu, insan hayatının ne kadar kıymetli olduğunu gösteren evrensel bir ölçüdür.
Cüzün ilerleyen ayetlerinde Ehl-i Kitap ile ilişkiler ele alınır.
İçlerinden dürüst olanların da bulunduğu, fakat inançta aşırılığa gidenlerin eleştirildiği belirtilir.
Müminin kimlerle yakın bağ kuracağı, kimleri örnek alacağı konusu işlenir.
Burada asıl mesele sosyal kimliktir.
Însan kime benzemeye çalışırsa zamanla onun değerlerini benimser.
Bu nedenle iman, sadece kalpte değil; tercihlerde ve dostluklarda da görünür olmalıdır.
Okuduğumızda 6. cüz bize şunları öğretir:
İman bütüncül olmalıdır.
Adalet her durumda korunmalıdır.
Söz ciddidir ve ahde vefa esastır.
Aşırılık sapmadır, denge kurtuluştur.
Temizlik hem maddi hem manevidir.
İnsan hayatı dokunulmazdır.
Allah en iyi bilendir