Peygamber Efendimiz Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyunuz.” (Sahih-i Buhari)
Bu hadis bize büyük iyiliklerin peşinde koşmadan önce küçük ama samimi adımlar atmayı öğretir.
Çünkü Allah katında “az” diye bir şey yoktur.
Önemli olan miktar değil, niyettir.
Gösteriş değil, ihlâstır.
Çokluk değil, sürekliliktir.
Zekât, İslâm’ın gönüller arasında kurduğu en güçlü köprülerden biridir.
Veren el ile alan el arasında sadece bir mal alışverişi değil, bir gönül bağı oluşur.
Kalpler arasındaki mesafe kısalır, toplumun yaraları sarılır, kardeşlik duygusu güçlenir.
Bu yüzden “veren el alan elden üstündür” buyruğu, sadece maddî bir üstünlüğü değil; merhametin, paylaşmanın ve
sorumluluğun üstünlüğünü ifade eder.
Peygamber Efendimiz Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu hakikati şu veciz sözüyle dile getirir: “Yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyunuz.” (Sahih-i Buhari).
Burada özellikle “yarım hurma” ifadesinin kullanılması dikkat çekicidir.
Yarım hurma, küçücük bir şeydir.
Demek ki Allah katında asıl mesele miktarın büyüklüğü değil; niyetin samimiyeti, kalbin ihlâsıdır.
İnsan bazen “Benim verecek neyim var?” diye düşünür.
Oysa iyilik sadece para ile sınırlı değildir.
Bir tebessüm sadakadır. Güzel bir söz sadakadır.
Bir arkadaşımızın derdini sabırla dinlemek…
Yolda birine yardım etmek, bir öğrencinin ihtiyacına küçük bir katkıda bulunmak, bir muhtacın
sofrasına az da olsa destek olmak sadakadır.
Bazen bir mesaj atıp “Seni düşündüm, nasılsın?” demek bile yarım hurma hükmündedir.
Hatta kırgın bir kalbi onarmak, anne babaya gönül alıcı bir söz söylemek bile manevi bir sadakadır.
Küçük görünen her iyilik, ahirette büyüyen bir tohum gibidir.
Zekât farzdır; malı temizler ve bereketlendirir.
Sadaka ise gönlü temizler.
Veren kişiyi cimrilikten arındırır, alan kişiyi mahcubiyetten kurtarır.
Aslında veren, başkasına değil; kendi ahiretine yatırım yapar.
Küçük bir iyilik, belki de insanı büyük bir beladan koruyacak bir siper hâline gelir.
Bu hadis bize aynı zamanda ertelememeyi öğretir. “İleride daha çok kazanayım, o zaman veririm” dememeyi…
Çünkü iyilik için en doğru zaman, şimdi olandır.
Az da olsa, imkân kadar; küçük de olsa, gönülden…
Sürekli ve samimi yapılan iyilikler, Allah katında büyük değer taşır.
Bir tohum küçüktür ama zamanla koca bir ağaca dönüşür.
Yarım hurma da böyledir.
Küçük bir yardım, kalpte büyük bir nur yakar.
Belki de insanın terazisinde en ağır gelen amel, kimsenin önemsemediği o küçük iyilik olacaktır.
O hâlde her gün kendimize şu soruyu soralım:
Bugün benim “yarım hurmam” ne?
Bir güzel söz mü? Bir içten dua mı?
Bir küçük yardım mı?
Az ama samimi…
Küçük ama devamlı…
İyiliği küçümsemeden, ertelemeden ve ihmal etmeden yaşamak; hem dünyamızı hem ahiretimizi güzelleştirecektir. 🌿
SElam ve dua ile 🙂