Ögretmeni “Ne resmi çizelim?” diye sordu.
Çocuk hiç düşünmeden cevap verdi:
“Kırılmış bir kalp olsun…”
İşte tam o an, insanın içine sessizce işleyen o sızı varya.
Çünkü bir çocuk, henüz hayatın ağırlığını taşımaması gereken bir yaşta, kalbin
kırılabileceğini biliyor.
Oysa çocuklar en çok güneşi çizer, uçurtmaları, rengârenk evleri,
gülümseyen yüzleri…çizmesi gerekir
Peki nasıl olur da bir çocuk kırılmış bir kalbi sever?
Belki de sevmez aslında.
Belki sadece tanır onu.
Belki bir yerde görmüştür;bir ses tonunda, yarım kalmış bir sarılmada,
ya da sessizleşen bir akşamda…
Çocuklar kelimeleri bilmeden hisseder.
Adını koyamaz ama tanır kırıkları.
Ve bazen, en derin şeyleri en sade şekilde anlatırlar.
“İnsan kaç yaşında öğrenir kalbin kırılabileceğini?”
Sanırım ben çok erken öğrenmiştim.
Belki de bunun gerçekten bir yaşı yoktur.
Bazıları çocukken tanır o duyguyu; bir bakışta, bir suskunlukta,
anlam veremediği bir eksiklikte…
Bazıları ise yıllar sonra, her şey yolundaymış gibi giderken
ansızın öğrenir.
Ama gerçek şu ki, kalp kırılmayı öğrendiği an büyür insan.
Biraz sessizleşir, biraz içine döner…
Ve belki de en çok o zaman anlar: Büyümenin, kırılmayı göze almak olduğunu.
Bu yüzden bazı kalpler erken kırılır, çünkü erken yaralanmayi öğrenmiştir.
Ve sen…belki de sadece erken hissettin çoçuk
Erken anladın.
Ama bu, eksik olduğun anlamına değil,ne kadar derin olduğun anlamına gelir.
Kalp kırılmayı öğrendiği kadar, sevmeyi de öğrenir.
Ve belki o çocuk… kırılmış bir kalbi değil,
iyileşmeyi bekleyen bir kalbi çizmek ister.
Kimbilir?
Hayirli geceler