Selamun aleykum
Bekârlar evlenirken anlaşılır…
Bekârlıkta kurulan hayaller başkadır…
Kalp hızlı atar, gözler geleceği süsler.
Bir tebessüm, küçük bir hediye, ince bir jest dünyalara bedel gelir.
Gençlik, sevmenin en saf hâlidir.
Hesapsızdır, sorgusuzdur…
“Yeter ki gönlümüz bir olsun” denir, gerisi kolay sanılır.
Ama hayat ilerledikçe insan da değişir.
Tecrübeler eklenir kalbe, kırgınlıklar sessizce yerleşir.
İkinci bir yola çıkarken artık sadece kalp konuşmaz…
Akıl da söz ister, geçmiş de hatırlatır kendini.
İşte tam da burada iş değişir, dil değişir, niyet değişir.
Eskinin “üç bilezik, bir kolye” muhabbeti kapanır.
Onun yerine tapu konuşur, araba konuşur.
“Evi üzerime yap”…“Bir araba olsun”…
“Çocuklarıma iyi babalık yapsın”…
“Çocuklarıma annelik etsin…”
Sözler çoğalır ama anlam daralır.
Daha birlikte bir hatıra biriktirmemişsiniz…
Aynı sofraya kaç kez oturduğunuz belli değil.
Karşınızdaki insan salatayı limonlu mu sever, onu bile bilmiyorsunuz.
Ama ev istiyorsunuz.
Ama araba istiyorsunuz.
İnsan sormadan edemiyor:
Ben seninle hayat mı kuruyorum,
yoksa bir sigorta poliçesi mi imzalıyorum?
Ne ara bu kadar garanti sevdik biz?
Ne ara duygular tapuya, güven arabaya bağlandı?
Unutulan bir şey var: Rızkı veren Allah’tır.
Evi bereketli kılan da, o evin içine huzur koyan da O’dur.
Bir de çocuklar var…
Cümlelerin arasında geçen ama aslında en derin mesele olan çocuklar…
Kimse sormuyor: Bu çocukların annesi nerede?
Bu çocukların babası nerede?
Hayatta ama yok sayılmış mı? Yoksa bir kalemde silinmiş mi?
Bir çocuk için en ağır soru şudur:
“Ben kime aitim?”
Ama o sorunun cevabı tapuda yazmaz.
Arabada hiç yazmaz.
Bu yazı; eşi vefat etmiş olanlara değil…
Onların acısı başkadır, yeri ayrıdır.
Onların imtihanı başkadır, sabrı büyüktür.
Bu sözler; nefsine yenilip yuvasını dağıtanlara,
küçük sebepleri büyütüp bağı koparanlara,
“olmuyor” deyip emaneti yarım bırakanlara…
Ve sonra çocukların hayatına
hazır rollerle giren yeni “anne”lere, yeni “baba”lara…
Bugün herkes uyanık. Herkes hesap uzmanı.
Bugün herkes tedbirli.
Ama tedbir ile hırs birbirine karışmış durumda.
Kadın da hesap yapıyor, erkek de…
Herkes kendini garantiye almak istiyor.
Ama unutuluyor:
Tevekkül olmadan kurulan hesap, kalbe huzur vermez.
Mal mülk güven verebilir, ama huzur vermez.
Güvence olabilir, ama gönül bağı kuramaz.
Eskiden insanlar şunu sorardı:
“Allah’ı biliyor mu?” “Allah korkusu var mı?”
“Fazileti ne?”
“Merhameti nerede başlar, nerede biter?”
Şimdi sorular değişti: “Ne getirdi?” “Ne verdin?”
Oysa bir insanın değeri, getirdiğiyle değil; götürmediğiyle ölçülür.
Yani kalp kırmamasıyla… Kul hakkına girmemesiyle…
Eş, bir eşya değildir; emanettir.
Çocuk, yük değildir; Allah’ın verdiği bir nimettir.
Aile ise bir yatırım değil; bir imtihandır.
Allah korkusu dilde değil, hâlde belli olur.
Fazilet sözde değil, davranışta görünür.
O yüzden ne gençliğin saf heyecanını küçümsemek gerekir,
ne de olgunluğun tedbirini yargılamak…
En güzeli, ikisinin ortasında bir denge kurabilmektir.
Kalp sevmeyi unutmayacak, akıl da kendini korumayı bilecek.
Çünkü ne sadece aşk yeter bir ömür, ne de sadece hesap
Hâlbuki nikâh; bir akittir ama aynı zamanda bir emanettir.
Sadece iki insan arasında değil, Allah’ın huzurunda verilen bir sözdür.
Selam ve dua ile