Bakara Sûresi 125. âyette Allah Teâlâ, Kâbe’nin hangi ruhla korunması gerektiğini bize öğretir:
“Evimi, tavaf edenler, ibadet için orada kalanlar, rükû ve secde edenler için tertemiz tutun.”
Allah Teâlâ, İbrâhim ve İsmâil’e verdiği emri hatırlatırken “Evimi tertemiz tutun” buyuruyor ya…
Aslında burada durup biraz düşünmek gerekiyor.
Çünkü Kâbe’yi temiz tutmak sadece süpürmekle, yıkamakla biten bir iş değil.
Zaten taş temizlenir, zemin temizlenir; ama kalbin temizlenmesi emek ister.
Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil’e hitaben gelen ve onların şahsında Beytullah’ın hizmet ve himayesini üstlenen bütün
müminleri muhatap alan bu ilâhî emir, “temizlik” kavramını hem zâhirî hem de bâtınî boyutlarıyla ele almaktadır.
Buna göre Beytullah, her şeyden önce bir namazgâh olması hasebiyle namazın sıhhatine mâni olacak her türlü maddî necasetten arındırılmalıdır.
Bununla birlikte burası, kulların imanlarını, ihlâslarını ve ubûdiyetlerini Yüce Allah’a arz ettikleri en mukaddes
mekân olduğundan, şirk ve putperestliği çağrıştıran her çeşit inanç, söz ve davranıştan da uzak tutulması gerekir.
Ayrıca Harem-i şerif, farklı belde ve milletlerden gelen müminlerin bir araya gelerek tanıştıkları, kaynaştıkları ve
İslâm kardeşliğinin en güzel tezahürlerini sergilemeleri gereken bir beldedir.
Bu sebeple burada, insanları inciten söz ve fiillerden, kalp kırıcı davranışlardan; hatta hayvanlara ve bitkilere zarar
veren, mekânın hürmetiyle bağdaşmayan her türlü ahlâk dışı tutumdan titizlikle sakınılması emredilmektedir.
Şirk meselesi mesela… Çoğu zaman “Ben şirk koşmam” deriz ama kalbimizin içine baktığımızda neler var, pek sormayız.
Allah’tan çok korktuğumuz insanlar, vazgeçemediğimiz bağlar, kaybetmekten titrediğimiz şeyler…
Bunların hepsi kalpte yer kapladığında, ibadetle Allah arasında perde olur.
İşte Allah’ın istediği temizlik, önce bu perdelerin kalkmasıdır.
Bir de gösteriş var. İbadetin en sessiz düşmanı.
İnsan bazen fark etmeden, ibadetini Allah için değil de insanlar için yapar hâle geliyor.
Beğenilmek, takdir edilmek, “ne güzel ibadet ediyor” denmesini istemek…
Oysa Kâbe’ye giden herkes aynı kıyafeti giyer, aynı secdeye kapanır.
Orada kimse kimseye gösteriş yapamaz.
Çünkü Kâbe, samimiyet ister. İçtenliği olmayan ibadet, orada tutunamaz.
Kalbi kirleten şeyler de var tabii. Kin, kibir, haset, affedememek…
Bunlar kalpte biriktikçe insan ağırlaşır.
Secdeye gitmek zorlaşır, dua dilde kalır. Allah “Evimi temiz tutun” derken sanki şunu söylüyor: “Benim huzuruma gelen, yüklerinden arınarak gelsin.
Elini yıkadığı gibi kalbini de yıkasın.”
O yüzden mesele sadece Kâbe’nin temizliği değil. Asıl mesele, kalbin Kâbe gibi olması.
Güven veren, birleştiren, Allah’a açılan bir yer olması.
Kâbe, güvenin ve birliğin merkezi. Makam-ı İbrâhim, teslimiyetin izi.
Temizlik ise hem dışta hem içte olması gereken bir hâl.
Bu âyet bize sessizce ama derinden şunu anlatıyor: Allah’a giden yol, gösterişsiz bir kalple, teslim olmuş bir duruşla ve kardeşlik ruhuyla yürünür.
Kalbini temiz tutabilen insan, nerede olursa olsun yönünü doğru yere çevirmiş demektir.
Hz. Ömer (r.a.) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü! İbrâhim’in makamını namazgâh edinseydik?” dedim.
Bunun üzerine şu âyet indirildi: ‘İbrâhim’in makamını namazgâh edinin.’
(Buhârî, Tefsîr; Müslim, Hac) Bu hadis çok dikkat çekicidir. Çünkü: Bir sahâbînin kalbinden geçen bir düşünce,
Allah katında vahiy ile karşılık buluyor.
Bu da bize Makam-ı İbrâhim’in sıradan bir taş olmadığını, teslimiyetin hatırası olduğunu gösteriyor.
Şimdi gelelim Kâbe’nin temiz tutulması meselesine.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kâbe’nin hem maddî hem mânevî temizliğine çok önem vermiştir.
Bir hadisinde şöyle buyurur: “Bu Beyt (Kâbe), Allah’ın yeryüzündeki haremidir.
Kim ona saygı gösterirse Allah da ona ikram eder.”(Ahmed b. Hanbel)
Yani Kâbe’ye gösterilen hürmet, aslında Allah’a gösterilen hürmettir.
Bir başka hadiste ise Efendimiz (s.a.v.) niyet ve kalp temizliğini merkeze koyar:
“Dikkat edin! Bedende bir et parçası vardır. O salih olursa bütün beden salih olur,
o bozulursa bütün beden bozulur. İşte o kalptir.”
(Buhârî, Îman; Müslim, Müsâkât)
Bu hadis, âyette geçen “temizlik” emrinin neden sadece yerle sınırlı olmadığını çok güzel açıklar.
Kâbe temiz olabilir ama kalp kirliyse ibadet eksik kalır.
Bir de gösterişle ilgili çok sarsıcı bir hadis var. Efendimiz (s.a.v.) buyurur ki:
“Sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirktir.” Soruldu: “Küçük şirk nedir ey Allah’ın Resûlü?”
Buyurdu: “Riyâdır (gösteriştir).” (Ahmed b. Hanbel)
Bu hadis, Kâbe’nin “gösterişten uzak” bir ibadet merkezi olmasının nedenini çok net anlatır.
Kâbe, riyânın değil ihlâsın evidir.
Toparlarsak sohbetin özü şu oluyor: Bakara 125. âyet bize mekânın kutsallığını anlatırken, hadisler bu kutsallığın
kalple korunacağını öğretiyor. Kâbe temiz olacak, evet.
Ama asıl Allah’ın baktığı yer kalpler.
Selam ve dua ile