Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Nisâ Sûresi’nin 160. ayetinde şöyle buyuruyor:
“Yahudilerin yaptıkları zulümler ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları sebebiyle, daha önce kendilerine helâl
kılınmış olan temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık.”
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Nisâ Sûresi’nin 160. ayetinde bizlere çok ibretli bir gerçeği haber veriyor:
“Yahudilerin yaptıkları zulümler ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları sebebiyle, daha önce
kendilerine helâl kılınmış olan temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık.”
Bu ayet aslında sadece geçmişte yaşamış bir toplumu anlatmıyor.
Aynı zamanda bizim için de bir mesaj veriyor.
Allah bir şeyi keyfine göre yasaklamaz.
Eğer bir nimet kısıtlanıyorsa, bunun arkasında ciddi bir sebep vardır.
Yani helâlin daralması, çoğu zaman insanın kendi yanlışlarının sonucudur.
Bu ayet bize şunu açıkça gösteriyor: Allah Teâlâ kimseye sebepsiz yere bir şeyi haram kılmaz.
Helâl de haram da Allah’ın hikmeti ve adaletiyle belirlenir.
İsrailoğullarına verilen bazı yasaklar, onların işledikleri yanlışların bir sonucu olarak gelmiştir.
Yani bu yasaklar bir başlangıç değil, bir sonuçtur.
Allah onlara temiz ve güzel nimetler vermişti.
Fakat onlar bu nimetlerin kıymetini bilemediler.
Zulüm yaptılar, haksızlığa yöneldiler, Allah’ın emirlerini ikinci plana attılar.
Allah insanı özgür bırakmıştır ama sorumsuz bırakmamıştır.
Zulüm sadece başkasına vurmak değildir.
Haksızlık yapmak, aldatmak, kul hakkını önemsememek, doğruyu bile bile yanlışın yanında durmak da zulümdür.
Sadece kendileri yanlış yolda yürümekle kalmadılar; başkalarını da Allah’ın yolundan çevirdiler.
Ayette geçen “insanları Allah yolundan alıkoymak” ise çok ağır bir uyarıdır.
Bir kişiyi bile doğru yoldan uzaklaştırmak, büyük bir vebaldir.
Bazen bunu sözle yaparız, bazen örnek olarak.
Yaşantımızla yanlış mesaj verebiliriz.
İşte ayette özellikle buna dikkat çekilir: “Allah yolundan alıkoymaları” ifadesi, bu yanlışın ne kadar ağır bir
günah olduğunu bize hatırlatır.
Însanın sadece kendisini kaybetmesi büyük bir kayıptır; fakat başkalarının da doğru yoldan sapmasına sebep olmak çok daha ağır bir vebaldir.
Çünkü bu, sadece bireysel bir hata değil, toplumu etkileyen bir bozulmadır.
Allah da böyle bir bozulmaya karşı kullarını uyarmak ve terbiye etmek için bazı nimetleri kısıtlayabilir.
Bu ayet bize aynı zamanda şunu öğretir: Nimetler her zaman devam edecek diye bir garanti yoktur.
Nimet, şükür ister; adalet ister; sorumluluk ister.
Eğer insan elindeki nimeti zulümde kullanırsa, o nimet bir gün elinden alınabilir.
Bu bazen mal olur, bazen sağlık olur, bazen de helâl alanın daralması olur.
Allah Teâlâ bu örneği bize anlatırken aslında bizleri uyarıyor.
Diyor ki: “Siz benim verdiğim helâlleri kıymetini bilerek kullanın.
Zulümden uzak durun.
İnsanları benden uzaklaştıran değil, bana yaklaştıran olun.”
Bu ayet geçmişte yaşanmış bir olay gibi görünse de, mesajı bugün için çok canlıdır.
Bu ayet bize şunu söylüyor: Nimetler emanet gibidir.
Eğer o nimetler yanlış yolda kullanılırsa, Allah onları geri alabilir.
Bu bazen maddi olur, bazen manevi olur.
İnsan fark etmeden kalbi daralır, huzuru kaybolur, doğru ile yanlışı ayırt etmekte zorlanır.
Allah bu örnekleherkese,hepimzie şunu hatırlatıyor: Helâli hafife almayın, haramı normalleştirmeyin.
“Herkes yapıyor” demek, yanlışı doğru yapmaz.
Allah katında önemli olan, çoğunluk değil, doğruluktur.
Bu ayet bize umut da veriyor.
Çünkü yanlışlardan dönüldüğünde, samimiyetle Allah’a yönelindiğinde, O kapıları tekrar açar.
Allah kullarını cezalandırmak için değil, uyandırmak için uyarır.
Unutmayalım , Allah yolunu daraltmaz; insan kendi yanlışlarıyla o yolu daraltır.
Doğruya yönelen için Allah her zaman bir çıkış yolu açar diye umid ederiz
Kim adaletten ayrılırsa, kim zulmü normalleştirirse, kim dini kendi çıkarına göre eğip bükerse, bunun mutlaka bir karşılığı olur.
Rabbim bizleri doğruyu yaşayan, doğruyu temsil eden ve başkalarına güzel örnek olanlardan eylesin.
Rabbim bizleri nimetlerini şükürle taşıyan, adaletten ayrılmayan, insanları hayra davet eden kullarından eylesin.