Ayet (Mâide Suresi, 87)“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz ve güzel nimetleri
kendinize haram kılmayın! Haddi de aşmayın; çünkü Allah haddi aşanları sevmez.”
Mâide Suresi 87. ayet, Müslümanlara çok önemli bir dengeyi hatırlatır. Ayet “Ey iman edenler” diye başlar.
Bu hitap, Allah’ın doğrudan iman sahiplerine seslendiğini gösterir.
Yani bu uyarı, Allah’a inandığını söyleyen ve O’nun rızasını gözetmek isteyen herkes içindir.
Ayetin başındaki bu ifade, konunun ciddiyetini ve muhatabın sorumluluğunu hissettirir.
Allah bu ayette, kullarına helâl kıldığı temiz ve güzel nimetlerin haram kılınmamasını emreder.
Yeme, içme, giyinme, evlenme, dinlenme gibi insan hayatını ayakta tutan şeyler Allah’ın ikramıdır.
Bunlar nefsin azgınlığı için değil, insanın sağlıklı, dengeli ve huzurlu bir hayat yaşaması içindir.
Allah, kullarının bu nimetlerden faydalanmasını ister.
Bu nedenle, “daha dindar olayım” düşüncesiyle helâl olan şeyleri terk etmek ya da kendine yasak koymak, İslam’ın ruhuna uygun değildir.
Ayetin “kendinize haram kılmayın” ifadesi, helâl ve haram koyma yetkisinin sadece Allah’a ait olduğunu hatırlatır.
İnsan, kendi görüşüne veya aşırı bir zühd anlayışına dayanarak Allah’ın serbest bıraktığı şeyleri yasaklayamaz.
Çünkü bu tutum, farkında olmadan Allah’ın koyduğu ölçülere müdahale etmek anlamına gelir.
İslam, insan fıtratına uygun bir dindir ve insanın doğal ihtiyaçlarını yok saymaz.
Ayetin devamında “haddi aşmayın” buyrulması, aşırılığın her türlüsüne karşı bir uyarıdır.
Haddi aşmak sadece haram işlemek değildir; ibadette, dünyadan el etek çekmede ya da kendini zorlamada da aşırıya gitmek haddi aşmak sayılır.
İslam, ifrat ve tefrit arasında dengeli bir yol ister.
Peygamber Efendimiz de hayatı boyunca bu dengeyi yaşamış ve ümmetine tavsiye etmiştir.
Son olarak “Allah haddi aşanları sevmez” ifadesi, bu konunun Allah katındaki önemini gösterir.
Allah, kullarının kendilerine zulmetmesini, dini zorlaştırmasını ve hayatı çekilmez hale getirmesini istemez.
Aksine Allah, nimetine şükreden, ölçülü yaşayan ve O’nun çizdiği sınırlar içinde kalan kullarını sever.
Bu ayet bize şunu öğretir: Gerçek takva, hayatı tamamen terk etmek ya da kendini mahrum bırakmak değildir. Takva; Allah’ın helâl kıldığını helâl bilmek, haramdan sakınmak ve her konuda dengeyi korumaktır.
Din, insanı yormak için değil; insanı korumak, yaşatmak ve huzura erdirmek için vardır.
Bir gün üç sahabi, Peygamberimizin ibadet hayatını öğrenmek için hanımlarına sordular.
Onlara Peygamberimizin ibadetleri anlatılınca, sahabiler bunu kendilerine az gibi gördüler.
İçlerinden biri “Ben artık geceleri hiç uyumadan namaz kılacağım” dedi. Diğeri “Ben sürekli oruç tutacağım, hiç ara vermeyeceğim” dedi.
Üçüncüsü ise “Ben de kadınlardan uzak duracağım, evlenmeyeceğim” dedi.
Bu durum Peygamberimize ulaşınca çok net ve sarsıcı bir uyarıda bulundu. Şöyle buyurdu:
“Allah’a yemin ederim ki, Allah’tan en çok korkanınız ve O’na karşı en takvalı olanınız benim.
Ama ben bazen oruç tutarım bazen tutmam, geceleri namaz kılarım ama uyurum, kadınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden
yüz çevirirse benden değildir.”(Buhârî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5)