İlçenin adını vermeyeceğim.
Zaten verseniz de bir şey değişmez; dekor aynı, figüranlar benzer.
Günlerden birgünü kapalı pazar yerine gittim.
Daha kapıya varmadan bir kalabalık, bir heyecan…
Derken genç bir ses, megafona ihtiyaç duymayacak kadar özgüvenli, pazarı inletiyor:
“Aramızda ilçemizin belediye başkan adayı bulunmaktadır! Halkımızla konuşmaya, sizlerin dertlerini dinlemeye gelmiştir!”
Cümle uzun, ses yüksek, iddia büyük.
Dertler hazır mı, dinleyen hazır mı — meçhul.
Ben pazara girdim.
Onlar kapının eşiğinde kaldı.
Bir tur attım. Peynir tezgâhlarının önüne gelmişler.
Ve yine aynı ses, aynı cümle, aynı coşku:
“Aramızda belediye başkan adayımız bulunmaktadır!”Bulunmakta.
Bulunmakta. Sanki nesli tükenmekte olan bir tür.
Öyle böyle değil; yanına yaklaşırken insan refleks olarak cebini kontrol ediyor.
Sanki kilo ile değil, hatıra değeriyle satılıyor.
Salatalıklar daha mütevazı duruyor, “Beni seçersen pişman olmazsın” bakışı atıyor.
Biberler her zamanki gibi iddialı; acısı fiyatına dâhil.
Patlıcanlar suskun… Onlar çoktan kabullenmiş.
Tezgâhın önünde duran insanlar ise sebzeler kadar renkli değil.
Yüzlerde tanıdık bir ifade var: Hem dinlenmek isteyen,
hem de bir an önce alışverişi bitirip kaçmayı planlayan yüzler…
Kimse fiyat sormaya hevesli değil, çünkü cevabı biliyor.
Soranlar da sadece formaliteden soruyor;
itiraz etmeye değil, iç geçirmeye geliyorlar.
Bir teyze domatesi eline alıyor, iki saniye bakıyor, sonra yerine bırakıyor.
O iki saniyede memleket meseleleri çözülüyor,
ama domates alınmıyor.
Genç bir adam fileyi tutuyor, boş file ağırlaşıyor.
İnsan sebze almaya değil, ekonomik farkındalık yaşamaya gelmiş gibi.
Tezgâhın başındaki esnaf sessiz. O da bağırmıyor artık.
Biliyor ki bu fiyatlarda bağırmak değil, susmak daha ikna edici.
Tam o sırada arkamdan bir ses yükseliyor… Öyle bir ses ki,
domatesin kilosunu unutturuyor, biberin acısını bastırıyor.
“Aramızda belediye başkan adayımız bulunmaktadır!”
Sebzeler irkilmiyor. Onlar bu memlekette çok şey görmüş.
Ama insanlar irkiliyor.
Çünkü kimse domates seçerken aday dinlemeye hazırlıklı değil.
Bir teyze elindeki patlıcanı bırakıyor. “Evladım, kaç lira bu?” diye soracaktı,
şimdi “Kim bu?” diye bakıyor. o,yöne
İşte tam o anda insanın aklı tarihe gidiyor.
Fatih Sultan Mehmet… Kanuni Sultan Süleyman…
Allah rahmet eylesin.
Bu insanlar tebdil-i kıyafetle halkın arasına karışırdı.
Kimlik gizli, ses kısık, niyet sahici.
Ne bağıran vardı ne de “aramızda padişah var” diye anons geçen.
Çünkü padişah, halkın içinde görünmeden durabiliyordu.
Bugün ise dert dinleme işi biraz evrim geçirmiş durumda.
Önce ses yükseliyor, sonra samimiyet talep ediliyor.
Pazarda alışveriş yapan insanın derdi artık peyniri kaça aldığı değil,
kulak zarını nasıl koruyacağı.
Bir de seçim zamanlarını düşünün.
Henüz belediye başkanı bile olmamış bir aday,
neredeyse makamı teslim almış gibi takdim ediliyor.
Sanki sandık formalite, netice çoktan belli.
Doğrusu, bunu anlamakta zorlanıyorum.
Daha seçilmeden bu kadar kesinlik, bu kadar gürültü varsa;
insan ister istemez şunu soruyor: Seçildikten sonra sessizlik ne zaman?
Olmuşu değil, olasılığı dinliyoruz.
Yetkisi olmayan bir makamın cümleleri pazar tezgâhlarının arasında dolaşıyor.
Makam gelmeden üslup geliyor, yetki gelmeden ses yükseliyor.
Oysa aday olmak, biraz da beklemeyi bilmektir.
Seçim zamanı bir görseniz… Hele Ramazan’a denk geldiyse…
Televizyonlar, sokaklar, ekranlar
aynı cümleyi fısıldıyor — ya da haykırıyor:
“Biz geldik.”
Dinlenmek isteyenlere küçük bir tavsiye kalıyor:
Bir süreliğine gelmemeyi denemek.
Oysa geçmiş bize şunu söylüyor:
Gerçek tevazu, kendini duyurmadan var olabilmektir.
Gerçek dert dinlemek, anons gerektirmez.
Ve halkın arasına karışmak,
bazen sadece oradaymış gibi durabilmektir.
Bugün ise görünmeden durmak mümkün değil.
Seçim zamanı gelince memlekette her yer açık hava mitingi.
Pazar yerinde domates seçerken demokrasiye maruz kalıyorsunuz.
“Dert dinlemeye geldik” diyenler, önce kulağınızı teslim alıyor.
Bir de Ramazan ayında yapılan seçimleri hatırlıyorum.
Televizyonlar, sosyal medya, sokaklar…
Sessizlik lüks,
O yüzden tavsiye net: Eğer sakinlik arıyorsanız,
seçim döneminde Türkiye’ye tatile gelmeyin.
Çünkü burada herkes sizin derdinizi dinlemeye gelmiştir —bağırarak.
Oysa mesele basit: Gerçek tevazu sessizdir.
Gerçek dinlemek kulak ister. Ve halkın arasına karışmak,
önce kendini geri çekebilme sanatıdır.
Ama belli ki o sanat, artık müzelerde sergileniyor.
Güzel hafta sonları.