Enfâl Sûresi 26. Ayet – Meal
“Hani siz yeryüzünde zayıf ve çaresiz bir azınlıktınız; insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Derken Allah size bir yurt verdi, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz, güzel rızıklar sundu. Umulur ki şükredersiniz.” Ayet, bize Müslümanlara nereden nereye geldiklerini unutmamaları için yapılan çok güçlü bir hatırlatmadır.
Düşünün… İlk Müslümanlar Mekke’de sayıca azdı.
Güçleri yoktu, malları yoktu, arkalarını dayayacakları bir devletleri yoktu.
Her gün bir baskı, her gün bir tehdit altındaydılar. “Bugün başımıza ne gelecek?” korkusuyla yaşıyorlardı.
Ayette geçen “insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz” ifadesi, tam da bu çaresizliği anlatır.
Sonra ne oldu? Allah onlara Medine’yi yurt yaptı.
Yani sadece bir şehir değil; Güven verdi, Huzur verdi, Kardeşlik verdi.
Ardından Allah, “sizi yardımıyla destekledi” buyuruyor.
Bu yardım sadece Bedir’de gelen melekler değildir.
Kalplere gelen sebat, Korkunun yerini alan cesaret,
Dağınık insanların ümmet hâline gelmesi… Bunların hepsi ilahî yardımdır.
Sonra rızık meselesi geliyor: “Temiz ve hoş rızıklarla sizi rızıklandırdı.”
Yani sadece karın doyurmak değil bu.
Helal, bereketli, insanın içini ferahlatan rızıklar…
Dün açlık çekenler, bugün paylaşır hâle geldiler.
Ve ayet şu soruyla kalbimize dokunuyor: “Umulur ki şükredersiniz.”
Bu bir sitem gibi ama aynı zamanda bir davet: “Bunca nimetten sonra hâlâ nankörlük mü edeceksiniz?
Hâlâ gücü kendinizden mi bileceksiniz?”
Bu ayet aslında sadece sahabeye değil, bize de hitap ediyor.
Bugün sahip olduklarımızı düşünün, Dün olmadığını hatırlayın,
Ve şunu sorun kendinize: Ben bu nimetlerin farkında mıyım?
Çünkü şükür, nimeti artıran en güçlü anahtardır.
Unutmak ise nimetin elden gitmesine sebep olur.
Allah, bu ayetin ruhunu hayatımızda diri tutmayı nasip etsin. 🤲
Bu ayeti okurken aslında Allah bize başkalarını anlatmıyor.
Bize kendimizi hatırlatıyor.
Hepimiz hayatımızın bir döneminde zayıf hissettik.
Hepimiz “Ya şimdi ne olacak?” dediğimiz anlar yaşadık.
Hepimiz bir şeyleri kaybetme korkusuyla geceler geçirdik.
Ve sonra… Bir kapı açıldı. Bir insan çıktı karşımıza.
Bir yol belirdi. Bir yük hafifledi.
Belki fark etmedik ama Allah bize de bir yurt verdi.
Kimi zaman bir ev, kimi zaman bir kalp huzuru,
kimi zaman da “yalnız değilim” duygusu…
Bize de yardımıyla destek oldu.
Gücümüz bitti dediğimiz yerde dayanma gücü verdi.
Dizlerimiz titrerken kalbimizi ayakta tuttu.
Bize de temiz rızıklar verdi. Sadece ekmek değil…
Bir tebessüm, bir dost, bir dua, bir sabah ferahlığı…
Ve ayetin sonunda gelen cümle aslında bir sorgu değil, bir davet:
“Umulur ki şükredersiniz.”
Bütün bunları gördükten sonra,
hâlâ yalnızca eksiklere mi bakacağız? Yoksa verilenleri de fark edecek miyiz?”
Şükür, bizim için bir yük değil. Şükür, kalbi hafifleten bir fark ediştir.
İnsanı kibirden korur, umutsuzluktan çıkarır.
Biz unuttukça daralıyoruz. Biz hatırladıkça genişliyoruz.
Bu ayet bize şunu öğretir:
Geçmişimizi unutmayalım ki bugünümüzü kaybetmeyelim.
Sahip olduklarımızla imtihanda olduğumuzu unutmayalım.
Allah hepimize; nimeti fark eden göz, şükürle yaşayan bir kalp nasip etsin 🤲