Selamun aleykum
Evlilik çoğu zaman yanlış yerden anlaşılıyor.
Kimi insanlar onu bir hak belgesi gibi görüyor; sanki
imza atıldığı anda her şey kendiliğinden işleyecek, karşısındaki insan da artık sorgusuz sualsiz
hizmet edecekmiş gibi.
Oysa evlilik bir kazanım değil, bir emanettir.
Emanet ise rahat için değil, sorumluluk için verilir.
Bugün pek çok ev, kavga gürültüyle değil; sessizlikle yıkılıyor.
Dışarıda güler yüz, içeride suskunluk.
Komşuya sabır, yabancıya anlayış; ama aynı çatı altındaki insana gelince tahammül bitiyor.
Çünkü en kolay ihmal edilen, en yakınımız oluyor.
Yapılanlar görülmüyor, yapılamayanlar dosya gibi önümüze konuyor.
Günün yükünü taşıyan insan, eve geldiğinde dinlenmeye değil; sorguya çekiliyor.
Aynı evin içinde yaşayan insanlar birbirine yabancılaşabiliyor.
Gün boyu biriken yorgunluk, eve gelince anlayışa değil, suskunluğa dönüşüyor.
Konuşulmayan her mesele, evin içine örülen sessiz bir duvar hâline geliyor.
Herkes eşitlikten söz ediyor ama konu sorumluluk paylaşımına gelince işler değişiyor.
Yük paylaşımı zor, hak talebi ise kolay geliyor.
Bir taraf günün ağırlığını taşırken, diğer taraf bunu fark etmeyebiliyor.
Yapılanlar görülmüyor, yapılamayanlar büyütülüyor.
Sonra da “neden olmuyor?” diye soruluyor.
Oysa sorun çoğu zaman sevgisizlik değil; görülmemek.
“Bütün gün evdeyim, sıkılıyorum” cümlesi çok şey anlatıyor aslında.
İnsan boşluktan değil, anlamsızlıktan sıkılır.
Ev; kaçılan, ertelenen, yük gibi görülen bir yer hâline gelmişse, orada huzur barınmaz.
Kim olursa olsun, sadece alan ama vermeyen bir tutum, bereketi yavaş yavaş tüketir.
Öte yandan hayatın yükünü sırtlayan, çalışan, çabalayan insanlar da var.
Gün boyu ayakta kalmaya çalışırken, eve geldiklerinde bir anlayışa, bir nefese ihtiyaç duyuyorlar.
Ama karşılarında asık bir yüz, yarım cümleler, telefon ekranına gömülmüş bir sessizlik
bulduklarında, ev dinlenilen bir yer olmaktan çıkıyor.
Modern hayat herkesi meşgul ediyor.
Ekranlar büyüyor, sohbetler küçülüyor.
Aylar geçiyor, konuşulan tek şey para, borç, faturalar oluyor.
Kalpler susuyor, evler sessizleşiyor.
Oysa bir ev sadece çalışarak ayakta kalmaz.
Rızık için verilen emek kıymetlidir ama insan sadece ekmekle doymuyor.
Hiç kimsenin görevi sadece katlanmak, susmak ya da idare etmek değildir.
Evlilik; sabrın tek taraflı taşındığı bir kader de değildir.
Çünkü bu bağ, Allah katında bir emanettir.
Kimse sadece katlanmak, susmak ya da idare etmek zorunda değildir.
Evlilik; sabrın tek taraflı taşındığı bir yük değildir.
Ama şurası da nettir: Sürekli alan, hiç vermeyen kim olursa olsun; sevgiyi de bereketi de tüketir.
Bir limonlu çayı çok görmek, bir hâl hatırı sormayı ihmal etmek, yorgunluğu yük saymak; büyük krizler değil belki
ama küçük ihmallerin birikmiş hâlidir.
Ve evlilikler, tam da bu küçük ihmaller yüzünden biter.
Gerçek sorun para değildir, zaman değildir, yoğunluk değildir.
Sorun; insanın, karşısındaki insanı görmeyi bırakmasıdır.
Haklı olma yarışının, merhametin önüne geçmesidir.
Evlilik konfor alanı değildir. Taht değildir. Saray hiç değildir.
Evlilik; sorumluluk ister, emek ister, adalet ister.
Ve en çok da şunu ister:
Aynı evde yaşadığın insanı, sıradanlaştırmamayı.
Evlilik hesapla değil, merhametle; güçle değil, adaletle ayakta durur.
Bereket paranın çokluğunda değil, huzurun varlığındadır.
Karşındaki insanın gözlerindeki yorgunluğu göremiyorsan, sessizliğinin bir dua olduğunu fark
edemiyorsan, küçük bir ilgiyi bile yük sayıyorsan; sorun zaman ya da yoğunluk değildir.
Sorun, insan olma hâlinin ihmal edilmesidir.
Gerçek olgunluk, kimin haklı olduğunda değil; kimin yükünü fark edebildiğinde ortaya çıkar.
Evlilik, iki insanın birbirini tüketmeden, birbirini taşımaya niyet ettiği yerde anlam kazanır.
Selam ve dua ile