Ayetin Meali (Tâhâ Suresi, 81. Ayet)“Size rızık olarak verdiğimiz temiz ve helâl nimetlerden yiyin.
Bu hususta azgınlık ve nankörlük yapmayın; aksi halde gazabım üzerinize iner.
Kimin de üzerine gazabım inerse, artık o helâk uçurumuna yuvarlanıp gider.”
Bu ayette Allah bize çok net ama çok yumuşak bir uyarı yapıyor aslında. Diyor ki: “Ben size rızık verdim.
Hem de temizinden, helâlinden… Ye, iç, faydalan.” Yani dünya nimetleri başlı başına kötü değil.
Aksine, Allah’ın ikramı.
Sorun, nimetin kendisi değil; nimete karşı takındığımız tavır.
İnsan bazen fark etmeden şımarabiliyor.
Elindekini sıradan görmeye başlıyor.
Bugün yediğine, içtiğine, sahip olduklarına “zaten olması gereken” gibi bakıyor.
Şükür geri planda kalıyor, beklenti öne çıkıyor.
Ayette geçen “azgınlık” tam da bu hâl işte.
Sınırı unutmak, yetinmeyi bilmemek, daha fazlasını isterken Allah’ı hesaba katmamak.
Bir de nankörlük var…
O daha sessiz ama daha tehlikeli.
Sürekli şikâyet etmek, hep eksiklere odaklanmak, verilenleri görmemek.
İnsan bunu yaparken kötü biri olduğunu da düşünmez.
Ama kalp yavaş yavaş katılaşır.
Şükür olmayınca bereket de azalır.
Belki rızık vardır ama huzur yoktur. Sofra doludur ama gönül boş kalır.
Allah “gazabım iner” dediğinde illa büyük felaketler düşünmemek lazım.
Bazen gazap, insanın tad alamaması olur.
Çok şeye sahip olduğu hâlde yetinememesi olur.
Kalbinin sürekli huzursuz olması, doyumsuzluk hissi, hiçbir şeyin mutlu etmemesi…
Bunlar da bir uyarıdır aslında.
Ayetin sonundaki “helâk uçurumu” çok çarpıcı.
Çünkü bu bir anda düşülen bir yer değil. İnsan yavaş yavaş kayar.
Önce şükür azalır, sonra kanaat gider, sonra helâl–haram hassasiyeti zayıflar.
En sonunda kişi fark etmeden uçurumun kenarına gelmiş olur.
Kısacası bu ayet bize şunu hatırlatıyor: Nimet nimet olduğu kadar imtihandır da.
Helâlinden yemek ibadettir ama şükürle olursa.
Elindekini küçümsemeden, sahibini unutmadan yaşamak insanı ayakta tutar.
Yoksa Allah vermeyi değil, verdiğini hissettirmemeyi nasip eder…
işte asıl zor olan da budur.
Selam ve du ile