Türkiye’de yaşıyorsanız, güçlü olmanız yetmez;
kendinizi tutmayı, sınırlar koymayı da öğrenmeniz gerekir.
Bu topraklarda hayat, her gün yeniden yapılan bir imtihandır.
Ama bu imtihan sadece ekonomiyle, siyasetle, sistemle ilgili değildir.
Asıl imtihan insanladır. Daha doğrusu, insanın kendisiyle.
Bizim insanımızın sıkıntı…“
Ülkemizde yollar en güzel olsa da, trafik kazaları gerçeği değişmez!
Eğer sürücü, yolcunun bir emaneti olduğunu bilmiyorsa, aklı fikri yolda değilse, elinde cep telefonu ile seyir halindeyse…
En mükemmel yol bile ölüm tuzağıdır.
Hayat bu kadar ucuz değildir!”
Dinimiz bize şunu öğretir: “Allah bir kavme verdiğini, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez.” (Ra’d, 11)
Bugün yaşadığımız sıkışmışlık, huzursuzluk ve güvensizlik;
Çalışan bir kişi, işine gelirken etrafındakiler tarafından kışkırtılır:
“Ucuz çalışıyorsun, onlar çok para kazanıyor; alabileceğin kadar al!”
Bu, insanın emeğini ve vicdanını değersizleştiren bir zihniyettir.
İslam, ticaret ve çalışmada dürüstlüğü ve adaleti emreder:
Rasûlullâh -sallAllahu aleyhi ve sellem- buyuruyor ki: “Tüccârlar kıyâmet günü fâcirler olarak olacaktır. Ancak dürüst ve doğrulukta bulunanlar müstesnâdır.”(Tirmizî, Büyû 4; İbn Mâce, Ticârât)
Ayrıca: “Alışveriş sırasında gereksiz sözler ve yeminler ortaya çıkar; işin içine şeytan ve günah karışır. Ticaretinizi sadaka ile temizleyin!”
(Ebu Davud, Büyû 1; Tirmizî, Büyû 4; Nesâî, Eyman 7)
Yani bir başkasının hırs ve kıskançlığıyla hareket etmek, insanı Allah’ın razı olmadığı bir yola sürükler.
Yöneticilerin değil, toplumun ahlaki hâlinin bir yansımasıdır.
Markette sıraya girmek, trafikte beklemek, işini hakkıyla yapmak…
Bunların her biri küçük gibi görünür ama aslında kul hakkı sınavıdır.
Poşetin yerini bulamayana tahammül edemeyen, bir adım öne geçmek için hakkı çiğneyen,
“kimse görmüyorsa sorun yok” diyen zihniyet…
İşte asıl problem burada başlar.Peygamber Efendimiz (sav) buyurur ki:
“Müflis kimdir biliyor musunuz? Kıyamet günü namazla, oruçla gelir;
ama buna sövmüş, buna iftira atmış, bunun hakkını yemiştir.
Sevapları alınır, yetmezse başkalarının günahları ona yüklenir.”
Biz ise hâlâ kul hakkını sadece “büyük günahlar” listesine sıkıştırıyoruz.
Oysa haksız kazanç, yalan, adam kayırma, fırsatçılık, emanete ihanet
hepsi kul hakkıdır.
Sorun şu ki; biz “dindarlığı” ibadete, ahlakı ise temennilere hapsettik.
Namaz kılıp sıraya kaynak yapan, oruç tutup yalan söyleyen,
hacca gidip işçisinin hakkını yiyen bir anlayış bizi bu noktaya getirdi.
Yabancıya “gavur” derken, emanete riayet edenin, kişiye göre fiyat belirlemeyenin,
görevini hakkıyla yapanın çoğu zaman onlar olduğunu görmezden geldik.
Oysa Kur’an’da ölçü nettir: “Şüphesiz Allah, adaleti, iyiliği ve yakınlara vermeyi emreder.” (Nahl, 90)
Adalet sadece mahkemede değil, kasada, trafikte, iş yerinde, hastanede de gerekir.
En modern hastaneyi inşa edebilirsiniz; ama doktor vaktinde gelmiyorsa, hemşire beş günlük masum bir bebeğe zulmediyorsa, temizlikçi işini savsaklıyorsa veya hasta, başkasının sırasını gasp ediyorsa…
O hastane, insanlık ve vicdan açısından eksik kalır.
Bebekler hastanede sahipsiz kalmış…
Bu durum öyle acı verici ki, kelimeler yetmiyor.
Sağlık, yalnızca teknoloji veya bina ile ölçülemez; merhamet, vicdan ve sorumlulukla ölçülür.
orada İslami bir toplumdan söz edilemez.
Çünkü İslam, sadece bir inanç değil; bir hayat nizamıdır.
Ve evet, Türkiye’de yaşıyorsanız “pratikligi ” öğrenirsiniz.
Ama bu ; kurnazlıkla değil, başkasını ezerek değil,
“ben yırtayım da gerisi ne olursa olsun” diyerek değil…
Takva ile olur.
Takva; kimse görmezken de harama el uzatmamak,
kimse sormazken de doğruyu söylemek,
kimse hesap sormazken de adil olmaktır.
Bugün bu memleketin ihtiyacı olan şey
yeni sloganlar değil, yeni sistemler değil,
yeni binalar hiç değil… Yeni bir ahlak dirilişidir.
Önce kendimizden başlayarak: Yalanı normalleştirmemek
Kul hakkını hafife almamak“Herkes yapıyor” bahanesine sığınmamak
Aynaya bakabilmek
Çünkü bu bir siyasi mesele değil. Bu bir iman meselesidir.
Ve unutmayalım: Bir toplum, ne kadar dindar göründüğüyle değil;
ne kadar adil yaşadığıyla ölçülür.
Dürüstlük ve adalet ise hem dünyada hem de ahirette kurtuluşun yoludur.
Bu yazı bir suçlama değil.
Bu bir çağrıdır önce kendime hepimize herkese ….
Önce mümin insan olmayı, sonra insan olmayı
yeniden hatırlama çağrısıdır.
Selam ve dua ile