Âyet (Sâd Sûresi, 29)“Bu Kur’an, feyiz ve bereket yüklü, pek şerefli bir kitaptır.
Onu sana; insanlar âyetleri üzerinde derin derin düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt
alsınlar diye indirdik.”
Bu âyet aslında Kur’an’la olan ilişkimizi baştan sona özetleyen çok güçlü bir hatırlatma gibi.
Allah Teâlâ, Kur’an’ı sadece okunsun, seslendirilsin ya da bir rafta dursun diye indirmediğini
açıkça söylüyor. “Bereketli” ve “şerefli” bir kitap diyor; yani hayatın her alanına dokunan,
insanı yükselten, dönüştüren bir kitap.
Burada özellikle iki kelime dikkat çekiyor: tefekkür ve öğüt almak.
Kur’an, “okuyup geçelim” diye değil; durup düşünelim, kalbimizle tartalım, hayatımıza nasıl yansır diye kafa yoralım diye indiriliyor.
Yani Kur’an’la ilişki, sadece dudakla değil; akıl ve kalple kurulan bir ilişki.
“Temiz akıl sahipleri” ifadesi de çok manidar.
Bu, kibirden, önyargıdan, peşin hükümlerden arınmış bir akıl demek.
İnsan, Kur’an’a “beni neyle sarsacak?” diye yaklaştığında, mutlaka bir ders buluyor.
Ama “zaten biliyorum” havasıyla yaklaşırsak, âyetler sadece ses olarak kalabiliyor.
Bir de bereket meselesi var…
Kur’an’la samimi şekilde ilgilenen insanların hayatında garip bir denge, bir ferahlık oluşur.
Belki sorunlar bitmez ama insanın bakışı değişir.
Aynı olaylar, aynı dertler… fakat artık daha sağlam bir kalp vardır.
Ben şöyle anladim:Kur’an seni değiştirmek için indi. Sen ona zaman ayırırsan, o da sana yol açar.
Mesela İbn Kesîr, bu âyeti açıklarken şuna dikkat çeker:Kur’an’daki bereket, onun anlamı üzerinde düşünülüp yaşanmasıyla ortaya çıkar.
Yani sadece okumak değil; “Bu âyet bana ne söylüyor?” diye sormak…
Hasan-ı Basrî’nin çok çarpıcı bir sözü vardır: “Kur’an, ezberlensin diye değil; hükümleri yaşansın diye indirilmiştir.”
Ne kadar net, değil mi?
