Sahih Muslim’de rivayet edilen bir hadiste Allah Resûlü şöyle buyurur:“Sadaka vermekle mal eksilmez.
Allah affeden kulunun değerini artırır.
Allah rızası için alçak gönüllü olanı Allah yüceltir.”
Bu hadis, özellikle Ramazan ayına girerken bize önemli bir hakikati hatırlatır: Gerçek kazanç,
para ile değil; merhamet, affedicilik ve tevazu ile ölçülür.
Düşünelim…
Kapısının önünde eski bir ampul asılı bir ev… İçeride akşam ezanını bekleyen insanlar…
Belki sofrada az şey var ama umut var.
İşte Ramazan, tam da bu umudu büyütme ayıdır.
Ramazan geldiğinde kalp başka atar.
Bu ayda yalnızca mideler değil, vicdanlar da imtihan olur.
Artık kazanç defteri değil, gönül defteri açılmalıdır. “Ne kadar kazanırım?” sorusu geri çekilmeli;
“Kim aç, kim muhtaç?” sorusu öne geçmelidir.
Ne var ki bazen Ramazan, bazıları için rahmet ayı olmaktan çıkıp fırsat ayına dönüşebiliyor.
Fiyatlar artıyor, etiketler değişiyor, temel gıdalar bir anda ulaşılması zor hâle geliyor.
Oysa Ramazan bereket ayıdır.
Bereket ise artırarak değil, paylaşarak çoğalır.
Bir bakkal olduğumuzu düşünelim…
Unu, şekeri, yağı aynı fiyata satmak; hatta bazen torbaya bir avuç fazladan koymak…
Bu davranış belki büyük bir maddi kayıp gibi görünmez ama manevi kazancı büyüktür.
Çünkü bu ayın gerçek kârı para değil, edilen duadır.
Bir annenin içtenlikle söylediği “Allah razı olsun” sözü, gizlice yapılan bir iyilik, bir çocuğun
yüzündeki tebessüm…
İşte asıl kazanç budur.
Bir fırıncı olduğumuzu hayal edelim…
Pide kokusu sokağa yayılırken fiyatı artırmayı değil, ihtiyacı olana uzatmayı seçmek…
Sıcak ekmek buharının bir çocuğun gülüşüyle birleşmesi…
İşte gerçek bereket tam da oradadır.
Doktor, kasap, terzi ya da herhangi bir esnaf…
Meslek ne olursa olsun Ramazan’da insanın önünde iki yol vardır: Cebini doldurmak ya da gönlünü doldurmak.
Cebi dolan unutulur; gönlü dolan ise bir iftar sofrasında edilen dua ile hatırlanır.
Ramazan’ı fırsatçılığa çevirmek; rahmeti kazanca, bereketi hesaba indirgemektir.
Oysa bu ayda asıl kazanç Allah rızasıdır.
Fiyat artırarak değil, kolaylık sağlayarak büyümek gerekir.
Zorlaştırarak değil, hafifleterek kazanmak gerekir.
Unutmamalıyız ki bu ayda yapılan her iyilik kat kat karşılık bulur.
Ancak yapılan her haksızlık da kalplerde iz bırakır.
İnsanlar bizi yüksek kazançlarımızla değil; bir sofraya kattığımız bereketle, bir gönle verdiğimiz umutla hatırlasın.
Ramazan, insanın kendisiyle yüzleştiği bir aydır.
Elindeki imkânı başkasının ihtiyacına dönüştürebilenler için gerçek bir arınma mevsimidir.
Rabbimizden niyazımız şudur:
Kalplerimizi merhametle doldursun.
Bizi fırsatçılıktan değil, paylaşmaktan yana eylesin.
Ramazan’ın ruhunu hakkıyla yaşamayı nasip etsin.
Yaptığımız her işi yalnızca O’nun rızası için yapmayı bizlere lütfetsin.
Âmin.
𝓗𝓪𝓴𝓲𝓶𝓮 𝓖𝓾𝓵𝓼𝓾𝓶 𝓗𝓲𝓬𝓻𝓮𝓽