An Enes radıyallahu anh, anin Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem kâle: “Lâ yu’minu ehadukum hattâ yuhibbe li-ehîhi mâ yuhibbu li-nefsihî.”
Anlamı: Enes radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz, kendisi için sevip istediği şeyi din kardeşi için de sevip istemedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olmaz.” Kaynak: Sahih-i Buhârî, Îmân 7; Sahih-i Müslim, Îmân 71.
Bu hadis, Peygamberimiz Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) iman anlayışını sadece
söz ve şekil üzerinden değil, ahlâk ve gönül dünyası üzerinden tanımladığını gösterir.
Hadis, Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim gibi en güvenilir hadis kaynaklarında yer alır.
Bu da mesajının İslam düşüncesinde ne kadar temel olduğunu gösterir.
Hadiste geçen “gerçek iman etmiş olmaz” ifadesi, imanın tamamen yok olduğu anlamına gelmez.
Burada kastedilen, imanın kemale ermemesi, olgunlaşmamasıdır.
Yani kişi Müslüman olabilir; ancak imanının derinliği ve kalitesi, başkaları için ne istediğiyle doğrudan ilişkilidir.
İman sadece kalpte bir inanç değil; başkalarının mutluluğuna, huzuruna ve iyiliğine karşı duyarlılıktır.
İnsan fıtratı gereği kendisi için iyilik, sağlık, başarı, huzur ve kazanç ister.
Hadis bize şunu sorar: Aynı şeyleri başkaları için de içtenlikle isteyebiliyor muyuz?
Bir başkasının başarısını gördüğümüzde sevinebiliyor muyuz?
Onun sahip olduğu nimeti kıskanmadan, onun için hayır dileğinde bulunabiliyor muyuz?
İşte iman burada sınanır.
Bu hadis özellikle haset duygusunu hedef alır.
Haset, bir nimetin başkasından gitmesini istemektir.
Oysa mümin, nimetin çoğalmasını ister; kendisi için istediği rahmeti, başkası için de ister.
Bu bakış açısı toplumsal huzurun temelidir.
Eğer herkes kendi çıkarını düşündüğü kadar başkasını da düşünseydi, zulüm, haksızlık, bencillik büyük ölçüde azalırdı.
Hadisi sadece maddi konularla sınırlı düşünmemek gerekir.
En başta dinî hayırları kapsar: Hidayet, affedilme, cennet, Allah’ın rızası…
Bir mümin, kendisi için cenneti isterken kardeşi için de istemelidir.
Kendisi için ilim arzu ediyorsa, başkasının da öğrenmesini istemelidir.
Kendisi için huzurlu bir aile diliyorsa, başkası için de aynı duayı yapmalıdır.
Bu anlayış, insanı iç muhasebeye davet eder.
Çünkü çoğu zaman iyiliği teoride kabul ederiz; fakat pratikte rekabet, kıskançlık ve benmerkezcilik ağır basar.
Hadis, kalpteki gizli duyguları terbiye etmeyi öğütler.
Gerçek iman, kalbin başkalarının mutluluğuyla daralmaması; aksine genişlemesidir.
Sonuç olarak bu hadis, mümini empatiye, fedakârlığa ve içtenliğe çağırır.
İman, sadece namaz kılmak ya da dil ile ikrar etmek değildir; gönlün genişlemesi, kardeşlik bilincinin derinleşmesidir.
Kişi kendisi için istediği iyiliği başkası için de içtenlikle isteyebildiği ölçüde imanı olgunlaşır ve gerçek a
nlamına kavuşur.